Çalışma Saatlerimiz: Pts - Cts - 09:00 - 18:00, Pazar Günleri Kapalı

DAS INSTITUT

DAS INSTITUT

LEYLA INANIR DAS INSTITUT FARKI

Farkımız

Fark Noktası – Bu yeni bir yaşam tarzı!

DAS INSTITUT sizin, yüzünüze ve vücudunuza bakım yapma şeklinizi değiştirmeniz gerektiğinin birdenbire farkına vardığınız ve kendinizi nitelikli bir Skinolojistin güven verici, konuksever ve bilgili ellerine bıraktığınız yerdir.

Bizim ana amacımız oradan dışarı çıkıp, sizin için en iyi ve tamamen risksiz ürünlerin neler olduğunu bulmaktır. Bu yeni anlayış, sizin için hayatınızı değiştirecek kararları da beraberinde getirecektir.

DAS INSTITUT sizin hislerinizi, cildinizi ve iyiliğinizi etkileyen her olumlu her şeyin başladığı ‘odak noktası’ dır.
Soft ışıklandırması, hafif kokusu ve yumuşak müziğiyle bakım odalarındaki ambiyans, size hakkettiğiniz rahatlatıcı molayı sunacak. Ayrıca mevcut bakımlar, sizin kişisel ihtiyaçlarınıza ve yaşam tarzınıza uyacak şekilde bizi her ziyaret edişinizde yeniden düzenlenecek.

Her bir bakımayrıcalıklı Dr. Baumann ‘Bionome’ Skincare ürünleriyle, yani kimyasal koruyucular, kimyasal güneş filtreleri, alerjiye neden olan koku maddeleri, hayvansal kökenli içerik maddeleri ve renklendiriciler içermeyen ürünlerle yapılmaktadır. Ayrıca bu ürünler, her bir bakımı siz müşterilerimize güvenli ve sağlıklı bir cilt bakımını sağlama ve mutlak bir iyilik hissini verebilme amacına hizmet eden bir lüks haline getirir. Aynı zamanda ürünlerin yalnızca ciltle uyumlu veya ciltle özdeş unsurlar içerdiği garantilidir. Bunlara ek olarak, önerilen evde bakım ürünlerini kullandığınız takdirde yalnızca 3-5 hafta içinde gözle görülebilir ve kalıcı sonuçları garanti ediyoruz!

ÜCRETSİZ olarak yapılacak derinlemesine cilt analiziyle bir DAS INSTITUT merkezine yapacağınız ilk ziyaretten çok memnun kalacaksınızMüşteri profiliniz kayıt altına alınacak ve daha sonraki her gelişinizde güncellenecek; ayrıca cildinizin görüntüsündeki gelişimi değerlendirebilmeniz ve bunun keyfine varabilmeniz için bakım öncesi ve sonrasında fotoğrafınız çekilecek.

Bunları, Bionome Cilt Bakımının değerini sizle tanıştırmak için yapacağımız ÜCRETSİZ bir yüz bakımı takip edecek. Görüşmeniz, cildinizin sağlıklı ve güzel görünmeyi sürdürebilmesi için tam olarak hangi içerik maddelerine ihtiyaç duyduğu konusunda size tavsiye vermek üzere eğitilmiş yetkili bir Dr. Baumann içerik maddeleri uzmanı olan Skinolojistinizle gerçekleşecek.

Onların kapsamlı bilgileri, size salon/SPA  bakımlarını veya kişisel ev bakımlarını önerirkentoksik cilt bakımına karşın sağlıklı cilt bakımını nelerin oluşturduğunu dikkate alarak medikal ve bilimsel olarak belgelenmiş bilgileri size sunmalarını sağlar.

Skinolojistler çoğunlukla Dr. Baumann Kozmetik Ürünleri’nin bulunduğu yerlerde mevcuttur. Onlar, cilt uzmanı ve içerik maddeleri uzmanı olmalarını sağlayan Skinoloji Diplomaları için çalışmalar yapmış yetkili güzellik uzmanlarıdır. Bu cilt ve içerik maddeleri bilgisi güzellik uzmanlarımızı, normal salon/SPA’ larda bulunmayan yeni bir uzmanlık seviyesine yükseltmiştir. Bu bilgi birikiminden yararlanmak için sahip olduğunuz bu eşsiz fırsatı kaçırmayın!

DAS INSTITUT zihninizi, daha önce hiç bu kadar kişisel bir yolla alamadığınız değerli bilgilere açacak. Biz her müşteriye, kendi ürününü profesyonel bir dermatolojik içerik maddeleri sözlüğü yardımıyla analiz edebileceği kanıtlanmış bir metot ve sağlıklı bir cilt ve sağlıklı bir yaşam tarzı ile ilgili temel bilgilerin bulunduğu bir kütüphane sunuyoruz (hem online olarak hem de DAS INSTITUT Outlet’ lerde bulunabilen).

Bu bilgiler sizin belki de ilk keziyi bir cilt bakımını neyin belirleyeceği konusunda bilgiye sahip olmanıza ve elinizdeki ürünü tanımlayabilmenize olanak sağlar.


Tüm Dr. Baumann ve SkinIdent ürünlerini yalnızca güzellik salonları ve SPA’ larda bulunabilir –biz uzmanlarla çalışmanın gerekliliğine inanıyoruz.

 DAS INSTITUT, cilde tamamıyla özdeş dünyadaki ilk ve tek bakım olan Dr. Baumann’ın ünlü SkinIdent Serisi’ne ev sahipliği yapmaktadır –Bu, cilt bakımı endüstrisinde gerçekten devrimsel bir gelişmedir.

DAS INSTITUT ayrıca beş Dr. Baumann serisinin de ev sahibidir. Beş serinin hepsi de tüm kimyasal koruyucular, kimyasal güneş filtreleri, mineral yağlar, yapay renklendiriciler, hayvansal kökenli içerik maddeleri ve kokular içermeyerek ‘sağlık’ ve ‘güzellik’ kavramlarını, desteklemektedir. (Dr. Baumann Türkiye web sitesini ziyaret edin)
DAS INSTITUT sizin salon/SPA deneyimlerinizi tartışacağınız, ciltle ve istediğiniz ürünlerle ilgili tüm soruları sorabileceğiniz ve salon/SPA deneyimlerinizi diğer müşterilerle paylaşabileceğiniz forumunuzdur.

DAS INSTITUT sizin, kişisel online cilt analizinden ve sonrasında sağlıklı ve güzel görünen bir cilt için gereken ürün tavsiyelerinizi aldıktan sonra, ürünleri evinizin konforunda7/24 satın alabileceğiniz  online mağazanızdır.

DAS INSTITUT sosyal bir merkezdir, karşı konulmaz promosyonlar ve kurum içi aktivitelerden haberdar olmak için sadece etkinlik takvimimize bir göz atın. %50’ye varan indirimlerin keyfine varabilir, sonraki gelişlerinizde yapacağınız alışverişlerde kullanmak ya da hepsini bir seferde harcamak için biriktirmek üzere hediye olarak bir Dr. Baumann parası alabilirsiniz.

Bir sadık müşteri kartı, sizin puanlar toplamanızı ve onları seçtiğiniz ürünlere dönüştürmenizi sağlayacak. Burada her zaman size bekleyen sürprizler olacak.

LEYLA INANIR DAS INSTITUT 

MEDİTASYON

MEDİTASYON

MEDİTASYON

Son otuz yılda meditasyon bütünsel sağlık hareketinin önemli bir müttefiki olarak ortaya çıkmıştır. Rahatla teknikleri, ağrı kontrol etme ve en önemlisi de insanın yaşamının kalitesini arttırmak ve esenlik kazandırmak konusunda etkili teknikler sunmaktadır. Meditasyonun anlamı değişmiş ve nasıl yapıldığı hakkında bilgiler arttıkça değişmeye devam edecektir.

Geleneksel olarak batı filozofları kelimeyi düşüncelere ve dini konular üzerinde düşünmeye dalmak anlamında kullanmışlardır. Bugün bir “oluş yolu” olarak düşünme biçimin ötesine geçmiş ve oluşun meditatif yolunu oluşturmak için çeşitli teknikler üzerinde çalışan bir alana evrilmiştir. Bugün kullanılan tekniklerin çoğu eski Batı ve Doğu ruhani geleneklerinden kaynaklanmaktadır. Ruhani bağlamda, meditasyonun amacı ruhani gerçekleşmeyi sağlama, yani tanrı veya kendi varlığı ile bütünleşmeye ulaşmaktır.
Bütün bu geleneklerde korkuları, arzuları ve stresleri ile insan zihni ruhani hedefe ulaşmada bir engel olarak görülmüştür. Ancak zihin doğru şekilde kurulduğunda ve yönetildiğinde sükunete, dengeye ve nihai gerçekliğe dokunuşa ulaşabilir.

Meditasyon, Zihin ve Sağlık
Meditasyonun mantığı, zihnin çalışma prensiplerine yakından baktığımızda daha açık olacaktır. İçe birkaç dakikalık bir bakışta bile görüntü, düşünce, korku ve beklenti akışlarımız değişen bir duygu denizinde yüzer şekilde açığa çıkacaktır. Bu durmak bilmez aktivite, kronik tansiyonla bağlantılıdır. Bu, bizi gece boyu uyanık tutabilir ya da yorgun hissetmemizi ve depresyonla boğulmamızı tetikleyebilir. Bu iç gürültü ve aktivite rahatsız edici ve yorucu da olabilir, insan Ruhan rahatsız olabilir, kolayca dikkati dağılabilir ve hayatın önüne koydukları ile uğraşamayabilir.


Meditasyon Pratiği
Meditasyon katılımcının bir taahhüdünü gerektirir, bu öyle bir gerektirmedir ki kişi taahhüdü kendine yapar.
Meditasyon için bir zaman ve yer seçin, mümkünse her gün için aynı yer olsun. İstikrarlı ve başarılı bir pratik gerçekleştirmek için en alıcı olabileceğiniz zaman sabah kalktığınızda kahvaltıdan öncesi ya da yatmadan önceki zamandır. Tok bir mide ile ya da işlerinizin en yoğun olduğu zamanlar arasında meditasyon yapmanız ideal değildir.

Öncelikle pratiğiniz için 15-20 dakika ayarlayın. Kendinizi bunu yaparken rahat hissetmeye başladığınızda zamanı 30 dakikaya çıkarın. Daha uzun seanslar için deneyimli öğretmenlerden tavsiye alın. Pratiğinizde herhangi bir aşırılıktan uzak durun. Çok acı çektiğinizde ya da kendinizi rahatsız hissettiğinizde kendinizi zorlamayın, ancak sırf uykulu hissettiğiniz için de aksatmayın bu pratiği.
Bazı insanlarda meditasyonla içe bakış insanın hoşuna gitmeyen bilinçaltından materyallerin, görüntülerin, duyguların zihne gelmesine neden olur. Eğer bu ortaya çıkışlar fazlalaşırsa bir öğretmenden rehberlik almalısınız.
Yıllar süren pratiklerden sonra bil öznel deneyiminiz uykulu, sisli ya da açık ve kutsanmış mükemmel durumlar arasında dalgalanacaktır. İlerlemeniz yaşamınızdaki ve ilişkilerinizdeki bütünsel kalitedeki iyileşme ile ölçülür.

Meditasyon Duruşları
İyi bir duruş, uzun süre çevik ve rahatsız olmadan durabildiğiniz duruştur. Ayrıca sizin oturur vaziyette rahat bir şekilde dengeli olarak sırtınızı dik tutabildiğiniz bir biçimde düz olmanızı sağlamalıdır. En yaygın pozisyon Lotus pozisyonudur. Bütün pozisyonlar bir minder üzerinde oturmanızı gerektirir. Ayaklarınız yerde dinlenir vaziyette ayaklarınızı çapraz bir biçimde bağlamış şekilde oturmanız gerekir.

Birinci Tür Meditasyon
Zihni dinlendirmek ve konsantrasyon sağlamak için metotlar bütün dinlerde bulunur. Bu metotlar duyulardan birini, görsel ya da işitsel içerir. Bütün konsantrasyon tekniklerinde dikkat tek bir nesne üzerinde yoğunlaşmıştır ve ne zaman bir şey yüzünden dikkatiniz dağılırsa konsantrasyonunuzu yine aynı nesne de bu sefer daha uzun sürecek şekilde odaklarsınız.

Görsel İmgeler
Görsel nesneler genellikle durağan bir ışık, ideal olarak bir mum, soyut bir konsantrasyon tasarımı ya da bir taş veya çiçek olabilir. Bu pratiği düzenli olarak devam ettiren biri daha az düşünce ve dikkat dağıtıcı şey ile daha sessiz bir zihne sahip olur. İnsan huzur ve tatmin hislerini deneyimler.

İşitsel İmgeler
Doğuda oluşan sesler, mesela okyanus dalgaları, şelaleler ve kuş cıvıltıları meditasyon nesneleri olarak kullanılabilirler. Diğer meditasyoncular “om” sesi gibi sesler çıkarmayı tercih edebilirler. Size uyan bir mantra ya da ton seçin. Bunu sesli bir şekilde söyleyebilir ya da zihninizden geçirebilirsiniz.

Nefes Alış-Verişi
Nefes alış-verişi beden ve zihin arasında bir köprü işlevi gördüğünden oldukça önemlidir. Zihniniz rahat olduğunda bedeninizin nefes alışverişi de doğal olarak derin ve yavaş olur. Dikkatinizi nefes alış-verişinizin akışına odaklarsanız doğal olarak zihninizi sakinleştirir bu da sonuç olarak nefes alışverişinizi daha da yavaşlatır. Her nefes alışınızda “in” deyin. Ve her nefes alışınızda “bir”, “iki”, “üç” diye sayın.
Meditasyonun Sağlık Faydaları

·   Zihni rahatlatma

·   Konsantrasyon geliştirme

·   Artmış uyanıklık

·   Az stres ve kaygı

·   Azalmış soğuk alma

·   Azalmış baş ağrısı

·   Yüksek tansiyonu kontrol etmeye yardım eder

·   Ritim bozukluğundan kurtarır

·   Bağışıklık sisteminizi güçlendirir

·   Daha huzurlu ve tatmin edici bir yaşam sunar

·   Hafızayı geliştirir

SAĞLIKLI VE MUTLU BIONOME GÜNLER

BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?

BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?


BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?

 

Bölgesel zayıflama, mevcut olan genel kiloları vermekten ziyade vücudun bazı bölgelerinde biriken yağları yakmaya yönelik oluşturulmuş uygulamadır.

Sadece problemli olan bölgeye ağırlık vererek uygulanan bölgesel zayıflama yöntemleri günümüzdeki pek çok kadının aradığı uygulamalardan biridir.

 

SELÜLİT NEDİR?

Ø  Dermis tabakasındaki dejenere olmuş yağ hücrelerinin, hormonların da etkisiyle su tutmasıdır.

Ø  Kılcal dolaşımın ve lenf bozukluğu sonucu cilt yüzeyinin portakal kabuğu görünümünü almasıdır.

Ø  Östrojen hormonu selüloitte zemin hazırlar.

Ø  Vücut tarafından kullanılmayan su ve tuz molekülleri dermis tabakanın konjonktif doku fibrilleri denilen üst kısmında bağımsız olarak yaşamlarını sürdürür.

Ø  Selüloit genel yağlanmadan farklı olarak zayıf kişilerde bile görülebilir.

Ø  Bebekler birkaç aylıkken selüloitlidir yani yaradılıştan vardır.

Ø  Oluşan selüloit derinin üst bölümünü ve görünümünü etkilerken sağlık için de zararlıdır. Zaman zaman bacak ağrılarının hissedilmesine sebep olur.

Ø  Özetle selüloit birçok hastalık, dolaşım bozukluğu veya cilt altı yağ dokusunun yeteri kadar beslenmemesi durumudur. Yanlış alışkanlıklar, bozulmuş kan dolaşımı, fazla östrojen, yağlanmaya ve hatta fazla su tutulmasına neden olan diğer hormonal sorunlar, toksinler, karaciğer yorgunluğu, yaşlanma ve kalıtım etkenleri selüloit oluşumuna zemin hazırlarlar. Bütün bunlara yanlış beslenme alışkanlıkları, alkol ve kafeine olan düşkünlük, sık sık kilo alıp vermek, hareketsizlik, sigara, duruş bozukluğu, kabızlık gibi etkenleri de eklersek selüloitle baş etmek daha zor bir hal alır. Bu kişinin biraz da kendi ELİNDEDİR.

 

SELÜLİTİN AŞAMALARI

Hastalık haline gelene kadar üç aşamadan geçer.

  1. Aşama: Dolaşım bozukluğu söz konusudur. Su; dokulara dolar ve dokular hassaslaşır.
  2. Aşama: İlk aşamada müdahale yapılmadıysa ödem tutar. Lifler arasında birikim ağı oluşur.
  3. Aşama: Selüloit artık yerleşmiştir. Tuz, su ve yağ molekülleri vücut tarafından kullanılmaz hale gelmiştir.

 

 

PEDLİ SİSTEM

Hiçbir spor ısınma hareketi olmadan yapılamaz.

Bizler de Dr. Baumann Das Institut Bionome Salonlarımızda öncelikle pedli cihaz ile kasların ısınmasını sağlayıp, kılcal damar akışını hızlandırarak kasları ısıtıyoruz.

Sonrasında vakum ile lenfatik sistemi ve kan damarlarını harekete geçirerek lenf akışını güçlendiriyoruz.

 

Danışanımızın problemine göre program başlatıyoruz.

Bu programlarda ise Ice Kavitasyon, High Kavitasyon, Radyo frekans, Ultrasound, Tripo vs. bunlardan danışanımız için en etkili hangisi ise programını düzenliyoruz. Bu işlemler bittikten sonra yağ hücreleri parçalanarak lenf sistemi ile boşaltım yapılmasını güçlendirmesi ve hızlandırması için presso terapi (Lenf drenaj) ile vücuttaki ödemin ve parçalanan yağların lenf kanalıyla atılmasını sağlıyoruz. Sonraki aşamada G5 ile doku üstü ve içi masaj yapıyoruz. (Vibrasyon sistemi)

Dr. Baumann Body Strong Special ile manuel masaj yaparak kas ve damarların sakinleşmesi sağlanarak oksijen alımını yükseltiyoruz. Bilindiği üzere oksijen yağı eriten en güçlü etkendir.

 

KAVİTASYON İLE ZAYIFLAMA NEDİR?

Vücuttaki yağı eritmek anlamına gelip liposuction’ ın risksiz bir alternatif şeklidir. 

Kavitasyon, düşük ultrason dalgalarına dayanan doğal bir olaydır. Ultrason dalgaları sıvının içinde gitgide büyüyen ve belli bir büyüklükte patlayan hava kabarcıklarını oluşturur. Yağ tabakalarının titreşimlere direnme kapasitesi kaybolarak kavitasyon ile bu yağ hücreleri kolayca kırılır. Bu olay esnasında kas, sinir ve damar dokuları korunmaktadır. Böylece zayıflama gerçekleşmiş olur.

Eriyen Yağa Ne Olur?

Yağlı hücrelerin parçalanmasından sonra trigliserit şeklindeki yağlar, enzimlerle gliserol ve serbest yağ asitlerine parçalanan hücreler arasında sıvılara dönüşür. Su bazlı gliserol, dolaşım sistemi tarafından absorbe olur ve enerji kaynağı olarak kullanılır.

Danışanın büyük bir konfor ve keyifle istenmeyen yağlarından kolaylıkla kurtulabileceği bir yöntemdir.

Kavitasyon uygulaması anında ve uzun süreli sonuçlar kazandırmaktadır. Birçok danışan 2 ile 10 cm arasında bir incelme elde etmektedir. Elde edilen bu sonuçlar kişiden kişiye doku yapısına, uygulama bölgesine, yaş kriterine, metabolizmaya ve hormonlardaki çeşitli değişmeye göre farklılık gösterebilir. Uygulamayla birlikte yapılan diyetler ve artan fiziksel aktiviteler uygulamanın daha etkili olmasına yardımcı olmaktadır.

En çok uygulama yapılan bölgeler; karın, kalçalar, iç ve dış bacaklardır. Vücudun erimesi için 1 seans ya da 72 saatin geçmesi gereklidir. Uygulamadan iyi sonuç almak için önerilen minimum seans sayısı 6-10 seanstır.

 

Radyo Frekans

Radyo frekans, ısı kontrollü zayıflama yöntemidir. Radyo dalgaları vücuttaki su molekülleri ile iyonlarını (sodyum-potasyum-kalsiyum-magnezyum) harekete geçirir. Bunların hareketlenmesine bağlı olarak enerji açığa çıkar ve bölge ısınır. Bu ısı vücuda herhangi bir tahribat ya da zarar vermez.

Eriyen yağlar dolaşımın artmasına bağlı olarak kan ve lenf yolu ile emilir ve vücuttan atılır.

Vücutta sıkılığı, gerginliği sağlayan dokuya bağ dokusu denir. Bu dokuyu oluşturan hücreler ise fibroblast hücreleridir. Oluşan ısı ile fibroblast aktivasyonu hızlanır.

Yağların erimesi, kollajenlerin çoğalması ve bağ dokusunun yenilenmesi ile incelme, zayıflama, selüloitlerin yok olması, toparlanma, sarkıkların giderilmesi, kırışıklıkların yok olması sonucu doğar.


Küçük bölge için 15-30 dakika (örnek; yüz), bacaklar ve kalça için 45-60 dakika, göbek ve basenler için 20-25 dakikadır. En kısa tedavi aralığı 2 hafta, en uzun tedavi aralığı 4 haftadır. Buna kişinin durumuna göre karar verilir. Toplam seanslar ortalama 6 adettir.

 

Tripolar RF

RF, hedef alanı seçici bir şekilde ısıtmak için cilt katmanlarına önceden belirlenmiş bir derinliğe nüfuz eder. Kolajen liflerinin kasılması ve elastin birikintilerinin yenilenmesi, daha yumuşak, daha sağlıklı ve daha genç görünen bir cilt oluşturarak cilt katmanlarını sıkar.

Vücut şekillendirme, yağ azaltma ve selüloit tedavi durumunda, ısı enerjisi cildin derinliklerine doğru yönlendirilir, böylece yağ hücrelerinin metabolizmasını ve kanı arttırmak için hipodermisi (yağ tabakası) ve doğrudan üzerindeki dermisi ısıtmak ve lenfatik dolaşım, cildi güçlendirir ve sıkılaştırır, böylece yağ birikintilerini parçalayarak selüloit görünümünü iyileştirir ve cildin vücutta sarkmamasını sağlar.

 

Tedavi Hangi Amaçla Kullanılır?

Tedavi Kalıcı mı? Etkisi Ne Kadar Sürer?

Tripolar radyo frekans tedavisinin etkinlik ve güvenirliliği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. En önemlisi de tedavi sonuçları daha ilk uygulamanın hemen ertesinde bile gözle görülebilmektedir. Uzun dönemde kalıcı sonuçlar elde etmek için önerilen uygulama kürünü tamamlayacak şekilde bir dizi uygulama yapılmalıdır. Özellikle karın ve basen bölgesinde, iç kol veya iç bacak bölgelerinde yapılan tedavilerdeki incelme etkisi mükemmeldir.

 

VAKUM

Yaratmış olduğu ses dalgalarının vücudumuzdaki su tabakasına çarparak balonculuklar oluşturmasını ve bu baloncukların yağ hücrelerini parçalayarak yok etmesine yardımcı olur.

İlk seansta bile yağ fazlalığınıza göre 1-13 cm incelmeyi görebilirsiniz. Toplam seanslar sonucunda uygulama yapılan bölgedeki yağ fazlalığının %26-45 arasındaki incelmesini görebilirsiniz. Özellikle 2 cm’den fazla yağ bulunan kişiler için uygundur.

Derin ve hızlı yağ eritmede, hızlı yüz onarımında yeni bir teknoloji olan soğuk radyo frekans yöntemi, kalıcı güzellik ve zayıflama arayanlar için yeni bir alternatif sunuyor.

Soğuk radyo frekans yönteminin diğer selüloit ve bölgesel zayıflamada kullanılan cihazlardan (kavitasyon vb.) uygulama alanının daha geniş olması ve sonuçlarının daha hızlı olarak ortaya çıkmasıyla, soğuk radyo frekansın sadece karın, basen gibi bölgelerin yanı sıra gıdı, sutyen çizgisi, sırt, kol ve bacak içleri gibi zor bölgelerde de çok etkili bir yöntemdir. Bu yöntem aynı zamanda yüz gençleştirme, sıkılaştırma, kırışıklık azaltma ve elastikiyet kazandırma, toparlama, geniş gözeneklerin tedavisi, gıdı yok etme gibi sorunlara da kökten çare olur. 15–20 dakika süren yöntem cildin durumuna göre haftada 1 veya 15 günde 1 tekrarlanabilir. 5–6 seans etkili yüz gençleşme ve sıkılaştırma da yeterlidir.

 

Tüm Bölgesel Zayıflama, Güzelliğe ve Bakıma dair her şey Dr. Baumann Das Institut Bionome Güzellik Salonunuzda

 

 

Filiz Özgültekin

Leyla İnanır

Fethiye Şubesi İşletme Sahibi

Eterik (Esansiyel) Yağlar nedir?

Eterik (Esansiyel) Yağlar nedir?

 

Eterik (Esansiyel) Yağlar nedir?

 

Orijinal anlamıyla, “eterik” kelimesi cenneti temsil eder. Bu düşüncenin özü, günümüzün kelime anlayışında da bulunabilir: ruhani, manevileştirilmiş, geçici anlamına gelir. Bu nedenle uçucu yağlar uçucu maddelerdir.

 

Uçucu yağlar, bitkilerin yağ bezlerinde oluşur ve bitki dokusunda depolanır. Çiçekler, yapraklar, tohumlar, meyve kabukları, kökler, reçineler, ağaç kabuğu veya ağaçta bulunabilirler. Bazı bitkiler, kimyasal bileşimlerinde büyük ölçüde farklılık gösteren bitkinin farklı kısımlarından uçucu yağlar sağlar. Örneğin; tarçın kabuğu ve tarçın yaprağı yağı gibi


Hangi uçucu yağlar vardır?


Uçucu yağları kozmetik ürünlerde kullanabilmek için yaprak ve çiçek gibi bitki kısımlarının – örneğin çam ve lavantadan – buharla damıtılmasıyla elde edilirler. Bazı bitkilerde yağ, bitkinin bazı kısımlarına basılarak da elde edilir. Bu işlem, örneğin portakal ve bergamot için kullanılır.

En iyi bilinen uçucu yağlar okaliptüs, çay ağacı, biberiye, lavanta, nane, neroli, limon veya portakaldan gelir. Uçucu yağlar, papatya, gül, selvi, adaçayı, sandal ağacı, kekik, ardıç, zencefil, çam ve daha pek çok bitkiden elde edilebilir.

 

Uçucu yağlar deri ile temas ettiklerinde veya solunduklarında kan dolaşımına ve dokuya nispeten daha kolay girer. Aromaterapinin ardından kokuların duygular, sinir sistemihormon üretimi veya bağışıklık sistemi üzerinde etkisi vardır. İşte bu yağlardan bazıları:

Ø   AkneBergamot, çay ağacı yağı, sardunya, lavanta, limon otu- Yüz masajında ya da soğuk kompresler de kullanın.

Ø   Bel ağrısıSarı papatya, okaliptüs, lavanta, melisa, biberiye- Aroma terapi masajı

Ø   SelülitPortakal ve üzüm meyvesi – İki ile beş damlayı banyo yağına ekleyin ve susam yağı ile karıştırın ve etkilenmiş bölgelere sıkıca masaj yapın.

Ø   Soğuk ve öksürükOkaliptüs, nane ruhu, lavanta, biberiye, sandal ağacı. Yumuşak boyun masajı, soluma ve banyo suyuna ekleme.

Ø   KepekLavanta, biberiye, servi. Kafa derisi masajında ve şampuanlar da kullanın.

Ø   DepresyonLavanta, portakal, melisa, sardunya. Vücut ve ayak masajında kullanın ve banyo suyuna ekleyin.

Ø   EgzamaLavanta, sandal ağacı, servi, sardunya. Banyo suyuna ekleyin (yama testinden sonra.)

Ø   Baş ağrılarıLavanta, nane ruhu, gül, biberiye, sarı papatya. Omuzlara, boyuna ve yüze nazikçe masaj yapın.

Ø   UykusuzlukLavanta, boynunuza hafifçe masaj yapın, iki ile beş damla yağı banyo suyuna ekleyin ya da bir pamuk topuna iki damla ekleyin ve yastığınıza sürün.

Ø   Kas AğrısıLavanta, biberiye, mercan köşkü, okaliptüs. Etkilenmiş bölgeye masaj yapın, soğuk ya da ılık kompresler kullanın.

Ø   Mide bulantısıLavanta, portakal, nane ruhu – Mendil üzerinden iki damla soluyun.

Ø   StresLavanta, lemongrass, portakal, yasemin. Vücut, boyun ve yüz masajı yapın ve esansiyel yağ ekleyip 15-20 dakika küvette oturun.

Ø   Varisli DamarServi ve sardunya- Damarların çevresine hafifçe masaj uygulayın ve soğuk kompres kullanın.

Hayatınıza esansiyel yağları sokmanız, sağlığınız ve tedavinizde bir milat sunmakta ve yaşamda hissi deneyimleri unutmamanızı sağlamaktadır.

TEMEL LİPOZOM BİLGİSİ

TEMEL LİPOZOM BİLGİSİ

TEMEL LİPOZOM BİLGİSİ

 

Lipozomlar, zarı fosfolipidler denilen karakteristik moleküllerin çift katmanından oluşan küçük içi boş lipid gövdeleridir. Bu fosfolipidler küresel bir hidrofilik (suda çözünür) kısma ve kuyruk şeklinde bir lipofilik (yağda çözünür) kısma sahiptir. Bu, Dr. Baumann SkinIdent, elde edilen doğal fosfolipidler gelen soya, uygun bir enerji kaynağı ile bir sulu ortam içinde, küresel yapılar lipozomlar içine monte edin. Bunu, fosfolipidlerin lipofilik uçları birbirine yapışacak ve böylece her iki dış tarafında hidrofilik ve içte lipofilik olan bir çift ​​zar oluşturacak şekilde yaparlar. Bu yüzden de Bir lipozomun içi ve dışı hidrofiliktir ve lipozom zarının içi lipofiliktir. Bu nedenle, bir lipozom, lipozom içindeki hem suda çözünür aktif maddeleri (örneğin suda çözünür vitaminler, kimyasal koruyucular) hem de yağda çözünen maddeleri (örneğin yağda çözünen vitaminler, parfümler) lipozom zarına emebilir ve bunları cilde taşıyabilir. Cilt üzerinde olumlu etkisi olan maddeler söz konusu olduğunda, bu taşıma işlevidir. Lipozomlar ve çok hoş geldiniz. Genellikle alerjiyi tetikleyen maddeler (parfümler, kimyasal koruyucular) ve yabancı maddeler olarak bağışıklık sisteminin savunma reaksiyonlarını tetikleyen ve dolayısıyla ciltte yeri olmayan maddeler söz konusu olduğunda, bu son derece endişe verici olarak sınıflandırılmalıdır. Bu nedenle lipozomların kullanımı hem üreticinin hem de güzellik uzmanının sorumluluklarının bilhassa farkında olmasını ve fizyolojik koşulların farkında olmasını gerektirir. Aksi takdirde tüketiciye zarar vereceğiz. Bu nedenle Dr. Baumann SkinIdent, yalnızca parfüm ve kimyasal koruyucu içermeyen lipozom preparatları üretir.

Tam olarak aynı fosfolipidler makyaj Lipozom zarı, cilt hücresinin duvarını da oluşturur. Hücreler arası madde yani deri hücreleri arasında bulunan madde ayrıca fosfolipidler, seramidler, trigliseritler, serbest yağ asitleri, kolesterol ve sudan oluşur. Deri hücreleri hafif hasar görmüş mü yoksa hücreler arası madde mi? Örneğin, agresif temizlik önlemleriyle kaybedilmişse, lipozomlar eksik lipitleri mükemmel şekilde değiştirebilir. Bu nedenle, birçok DR. BAUMANN ve SkinIdent ürününde uygulanan fosfolipidler, seramidler ve diğer cildin kendi lipitlerinin kombinasyonu idealdir. Bu, lipozomların ideal cilt bakım ürünleri olduğunu zaten göstermektedir. Fosfolipidlerin hücre duvarı ile özdeş yapısı nedeniyle, mükemmel tolerans garantilidir. Çünkü cildin kendisini oluşturan maddeleri cildin üzerine ve içine koyarsanız, normal şartlar altında hiçbir alerjik reaksiyon oluşmaz. Bu nedenle, lipozom preparatlarına karşı alerji vakaları, mükemmel şekilde tolere edilen lipozomların kendilerinden değil, alerjiyi tetikleyen maddelerin ciltte bakacak hiçbir şeyi olmayan ve kesinlikle deri üzerinde olmayan lipozomlar yoluyla sızmasına bağlıdır, Örnek. B. Parfümler ve kimyasal koruyucular!

 

Çok katmanlı lipozomlar
elektron mikroskobu görüntüsü

Dr. Baumann SkinIdent, araştırmalarımıza göre geleneksel tek katmanlı lipozomlardan daha etkili olan çok katmanlı lipozomlar kullanır. Çok kabuklu lipozomlarda, farklı boyutlarda birkaç lipozom, küçük bir lipozomun etrafına biraz daha büyük bir lipozom yerleştirilecek ve bu ikisinin etrafına daha da büyük bir lipozom yerleştirilecek şekilde iç içe geçmiştir, böylece sonunda yaklaşık 5-7, hatta bazen 12 farklı boyut Lipozomlar iç içe geçmiş durumdadır. Farklı lipozomların boyutu yaklaşık 20 ila 300 nm arasındadır. Lipozomların penetrasyon derinliği boyutlarıyla doğru orantılı olduğundan- yani lipozom ne kadar küçükse penetrasyon derinliği o kadar büyüktür- çok katmanlı lipozomlar bilimsel araştırmalara göre olabilir farklı cilt katmanlarına özellikle iyi nüfuz eder. Bununla birlikte, lipozomların nüfuz etme derinliği, lipozomların fosfolipidlerinin doymuş veya doymamış yağ asitlerinden oluşup oluşmadığına da bağlıdır. Birçok bilimsel çalışma, yüksek oranda doymamış yağ asitlerinden / fosfolipidlerden yapılan lipozomların cilde çok iyi nüfuz edebileceğini ve aktif maddeleri taşıyabildiğini göstermiştir. Doymuş (hidrojenlenmiş, hidrojene) yağ asitlerine sahip lipozomlar bunu yapamaz. Oldukça doymamış fosfolipidlere sahip çok katmanlı lipozomlar cildi aktif olarak nemlendirebilir. Kozmetikte kullanılan diğer bilinen aktif bileşenlerden daha fazla. Bilimsel çalışmalar, doymamış yağ asitlerinden yapılan çok katmanlı lipozomların yalnızca 7 gün içinde cildin nem içeriğini neredeyse%100 artırabildiğini, hidrofilik fosfolipit içeren lipozomların ise nemde herhangi bir artışa neden olmadığını ve hatta bazı çalışmalardan sonra bile cildin kurumasına neden olabileceğini göstermiştir.

Sonuç: Tüm lipozomlar eşit yaratılmamıştır. Farklı özelliklere ve kaliteye sahip birçok farklı lipozom vardır. Bir lipozomun etkisi bu nedenle her zaman fosfolipidlerin kalitesine ve üründeki lipozom konsantrasyonuna bağlıdır.

Bilimsel bilgilerimize göre, oldukça doymamış fosfolipidlere sahip çok katmanlı lipozomlar, diğer cilde özdeş lipitler ve vitaminlerle birlikte ideal cilt bakım ürününü temsil etmektedir.

Mikroskobik, içi boş kürelerdir. Fosfatidilkolinlerin suda çözülmesiyle oluşturulurlar. Fosfatidilkolinler %20 lesitinden oluşur. Çoğu lipozom, soya lesitini içerir. Lipozomlar, deri hücrelerine benzer bir yapıya sahip oldukları için kozmetik endüstrisi için çok önemlidir.

Lipozomlar, suda çözünür maddeleri emebilir, koruyabilir ve kapsülleyebilir. Güzellik bakımında lipozomlar pantenol, kolajen, C vitamini, mineral tuzları veya bitki özleri için taşıyıcı madde görevi görür. Cilt hücrelerine benzer yapıları nedeniyle, üstteki azgın katmanlara zahmetsizce nüfuz ederler ve depolanan aktif bileşenleri daha derin cilt katmanlarına taşır.

Onlar cilde karşı çok naziktirler

Lipozomlar tamamen bitkiseldir ve çok iyi cilt toleransına sahiptir. Lipozom içeren bakım ürünlerinin düzenli olarak uygulanması, depo benzeri malzemeler oluşturur. Aktif bileşenler sürekli olarak cilde salınır. Lipozomlar böylece cildin nem içeriğini iyileştirmeye ve erken cilt yaşlanmasını önlemeye yardımcı olur. Cilt sıkılaşır ve hücre yenilenmesi uyarılır. Kırışıklıkların derinliği kesinlikle azaltılır. Lipozomların kullanılmasıyla elde edilen derin etki, hasarlı cilt bölgelerini canlandırabilir. Pul pul cilt veya kornifikasyonlarla da iyi sonuçlar elde edilir.

Lipozom içermeyen kremler sadece cildin üst katmanlarında etkili olurken, lipozomlar yardımıyla uzun süreli derin bir etki sağlanabilir. Lipozomun kabuğu, lesitin yapı taşlarının iki katmanından oluşur. Boncuk sadece bir kabukla çevriliyse buna nanopart denir. Bazı vitaminler gibi yağda çözünen maddeler burada kapsüllenebilir. Nanopartlar, diğer şeylerin yanı sıra, güçlü bir nemlendirme etkisine sahip olan losyonlarda kullanılır.

Lipozomlu bakım ürünleri kullanıyorsanız, kimyasal içerikler veya parfümler içeren kozmetik ürünleri kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu maddeler daha sonra cildin daha derin katmanlarına nüfuz ettiğinden ve sağlık üzerinde zararlı etkileri olabilir.

Çok katmanlı lipozomlar, cilde aktif olarak kozmetikte bildiğimiz diğer tüm aktif bileşenlerden daha fazla nem sağlayabilir. Bilimsel çalışmalar, çok katmanlı lipozomların, cildin nem içeriğini sadece 7 gün içinde neredeyse%100 artırabildiğini göstermiştir. Bilimsel bulgularımıza göre, çok katmanlı lipozomlar, seramidler, çuha çiçeği yağı ve E vitamini ile şu anda mümkün olan en iyi cilt bakımıdır.

Seramid Nedir?

Seramid Nedir?

Seramid Nedir?

 

Seramidlerboynuzsu tabakadaki  (stratum corneum) diğer şeylerin yanı sıra, insanlarda diğer deri bileşenleriyle birlikte ortaya çıkar. Amfifilik yapıları nedeniyle çift ​​lipit katmanları oluştururlar ve böylece cildi kurumaya karşı koruyan ve yabancı maddelerin nüfuz etmesini önleyen doğal bir bariyer oluştururlar. Bu maddelerin dengesinin bozulması cilt kuruluğuna veya dermatit , atopik dermatit (egzama) ve sedef hastalığı (sedef hastalığı) gibi anormal cilt durumlarına yol açar.

Su ve lipitlerin bir karışımından oluşur. Bu karışım, birçok küçük, ölü deri hücresini (korneositler) birbirine bağlar ve koruyucu bir bariyer oluşturur. Bu da CİLT BARİYERİMİZDİR. Cilt bariyeri, cilde hiçbir zararlı maddenin girmemesini ve cildin iyi nemli kalmasını sağlar. Bu, sağlıklı ve dolayısı ile güzel bir cildin anahtarıdır. Cilt kurumaya karşı korunursa, daha az kırışıklık olur. Bu nedenle epidermisin alt katmanları sürekli olarak yeni seramidler üretir. Hücre bir zarla çevrilidir ve vücudumuzdaki tüm zarlar 2 adet zar lipidinden oluşur. Bunlar fosfolipidler ve sfingolipidlerdir. Bu iki madde aynı zamanda vücudumuzun seramid üretebilmesinden de sorumludur.

Vücudumuzda 11 farklı seramid grubu ve 360 farklı yapıda seramid bulunur. 2 tip seramid St. Corneum’ da ve 4 tip de epidermiste bulunur. Seramidler cildimizde doğal olarak bulunur.

Seramid 1: Kuru ciltte önemli rol oynar. Deri hastalıklarında kullanılmalıdır.

Seramid 2: Cildin en yaygın seramididir. Cildin %20’sini oluşturur.

Seramid 3: En yaygın ikinci seramiddir. Cildin %18’ini oluşturur.

Seramid 4: Nörodermatitte önemli rol oynar. Cildin %4’ünü oluşturur.

Seramid 5: Ciltte %10 oranında bulunur.

Seramid 6: Seramid ile karşılaştırıldığında %10 oranındadır.

Seramid 7: Ciltte %9 oranında bulunur.

Seramid 8: 6- hidroksi- sfingosin Seramid 8’in temel yapısıdır ve %13 altındadır.

Seramid 9: Yakın zamanda keşfedilen bir Seramid grubudur. Ciltte %6 oranındadır. Seramid 9, seramid 2 ve 3 arasında sınıflandırılmalıdır.

 

Seramidler nasıl çalışır?

Seramid kaynağı, TEWL (Trans Epidermal Su Kaybı) olarak da bilinen cildin doğal su kaybını azaltır. Aynı zamanda dış kaynaklı tahriş edici faktörlerin cilde nüfuz etmesi engellenmiş olur. Bakterilere, virüslere veya mantarlara karşı koruma, özellikle hasarlı cilt ve cilt hastalıkları durumunda önemli rol oynar.

Seramidler, cildin doğal bir bileşeni olduğundan, her cildin seramide ihtiyacı vardır. Bununla birlikte bir cilt ne kadar stresli ise ve ne kadar agresif bakımlar yapıldıysa o kadar çok seramid desteğine ihtiyaç duyar. Bu nedenle seramidler, kuru cilt, sedef hastalığı, nörodermatit, atopik dermatit gibi cilt hastalıkları ve meyve asidi, dermapen, dermaroller, lazer gibi bakımlar sonrasında da yoğun olarak kullanılır ve tavsiye edilir.  Bununla birlikte bu tip problemler deride su kaçağı oluşumuna ve vücudun kendi seramid sentezinin bozulmasına sebebiyet verir. Her iki durumda da fosfolipidler ve sfingolipidler gibi lipozom ve seramid takviyesine ihtiyaç duyulur.

Sağlıklı cildin anahtarı SERAMİDDİR. Ancak dikkatli olunmalıdır. Cilde sadece bir tür seramid kullanımı durumunda da bu ideal karışımı bozabilir. ‘Yanlış’ seramid birikiminin hiçbir etkisi yoktur ve en kötü durumda hasara neden olur.

LİPOZOM NEDİR CİLDİMİZ İÇİN NEDEN GEREKLİDİR?

LİPOZOM NEDİR CİLDİMİZ İÇİN NEDEN GEREKLİDİR?


LİPOZOM NEDİR CİLDİMİZ İÇİN NEDEN GEREKLİDİR?

 

Lipozomların yapısını anlamak için öncelikle lipit ve fosfolipitin ne olduğunu kısaca açıklamak gerekmektedir. Lipitler, yağ ve vakslar gibi yaşayan organizmalarda meydana gelen bir grup kimyasal bileşik olup, sudaki çözünürlükleri oldukça düşüktür. Fosfolipitler ise, fosfat grubu içeren bir tür özel lipit olarak tanımlanabilir. Fosfolipitler lipozomların ve hücre zarının yapıtaşlarıdır. Vücudumuzun diğer kısımları gibi derimiz de hücrelerin birleşiminden oluşmakta ve işlevini istenen şekilde yerine getirebilmesi için deriyi oluşturan hücre zarının sağlıklı ve dayanıklı olması gerekmektedir.

Hücreler arası madde yani deri hücreleri arasında bulunan madde ayrıca fosfolipitler, seramidler, trigliseritler, serbest yağ asitleri, kolesterol ve sudan oluşur. 

 

Fosfolipitler su içerisine eklendiğinde, hidrofilik bölgeleri suya doğru ve hidrofobik bölgeleri sudan uzaklaşacak şekilde kendilerini düzene sokarlar. Fosfolipitlere özgü bu eş zamanlı hidrofilik/ hidrofobik yapıya sahip olmaları, bunların su içerisinde çift tabakalı gibi yapılanma özelliğinin temel nedenidir. Fosfolipit ve su molekülleri arasındaki çekme ve itme kuvvetleri, fosfolipitlerin kendi aralarında çift tabakalı (bilayer) gibi organize olmasını sağlamaktadır.

 

Bu sayede suda çözünebilen maddeleri (yani suda çözünen vitaminler B, C, H,) polar boşluklarında, yağda çözünebilen maddeleri ise (yağda çözünen vitaminler A,D,E,K) hidrofobik boşluklarında kapsülleyerek bunlar için bir taşıyıcı vazifesi görebilmektedirler ve cildin alt katmanlarına kadar taşıyabilirler. Genellikle alerjiyi tetikleyen maddeler (parfümler, kimyasal koruyucular) ve yabancı maddeler olarak bağışıklık sisteminin savunma reaksiyonlarını tetikleyen ve dolayısıyla ciltte yeri olmayan maddeler söz konusu olduğunda, bu son derece endişe verici olarak sınıflandırılmalıdır. Bu nedenle lipozomların kullanımı, hem üreticinin hem de güzellik uzmanının sorumluluklarının bilhassa farkında olmasını ve fizyolojik koşulların farkında olmasını gerektirir. Aksi takdirde tüketiciye zarar verilmektedir. Bu nedenle Dr. Baumann SkinIdent, yalnızca parfüm ve kimyasal koruyucu içermeyen lipozom preparatları üretir.

Lipozomlar içlerindeki özel boşluklarda suda çözünen maddeleri yağda çözünen maddelere göre daha iyi bir şekilde kapsülleyebilmekte ve taşıyabilmektedirler. Çok katmanlı lipozomlar bilimsel araştırmalara göre farklı cilt katmanlarına özellikle iyi nüfuz eder. Bununla birlikte, lipozomların nüfuz etme derinliği, lipozomların fosfolipitlerinin doymuş veya doymamış yağ asitlerinden oluşup oluşmadığına da bağlıdır. Birçok bilimsel çalışma, yüksek oranda doymamış yağ asitlerinden / fosfolipitlerden yapılan lipozomların cilde çok iyi nüfuz edebileceğini ve aktif maddeleri taşıyabildiğini göstermiştir. Doymuş (hidrojenlenmiş, hidrojene) yağ asitlerine sahip lipozomlar bunu yapamaz. Kozmetikte kullanılan diğer bilinen aktif bileşenlere göre doymamış fosfolipitlere sahip çok katmanlı lipozomlar cildi aktif olarak nemlendirir. Bilimsel çalışmalar, doymamış yağ asitlerinden yapılan çok katmanlı lipozomların yalnızca 7 gün içinde cildin nem içeriğini neredeyse %100 artırabildiğini, hidrofilik fosfolipit içeren lipozomların ise nemde herhangi bir artışa neden olmadığını ve hatta bazı çalışmalardan sonra bile cildin kurumasına neden olabileceğini göstermiştir.

Sonuç: Tüm lipozomlar eşit yaratılmamıştır. Farklı özelliklere ve kaliteye sahip birçok farklı lipozom vardır. Bir lipozomun etkisi bu nedenle her zaman Fosfolipitler kalitesine ve üründeki lipozom konsantrasyonuna bağlıdır.

Bilimsel bilgilerimize göre, doymamış fosfolipitler sahip çok katmanlı lipozomlar, diğer cilde özdeş lipitler ve vitaminlerle birlikte ideal cilt bakım ürününü olarak kabul edilmektedir.

Güzellik bakımında lipozomlar; panthenol, kollajen, C vitamini, mineral tuzları veya bitki özleri için taşıyıcı madde görevi görür. Cilt hücrelerine benzer yapıları nedeniyle, üstteki boynuzsu katmanlara zahmetsizce nüfuz ederler ve depolanan aktif bileşenleri daha derin cilt katmanlarına taşırlar.

Onlar cilde karşı çok naziktirler

Lipozomlar tamamen bitkiseldir ve çok iyi cilt toleransına sahiptir. Lipozom içeren bakım ürünlerinin düzenli olarak uygulanması, depo benzeri malzemeler oluşturur. Aktif bileşenler sürekli olarak cilde salınır. Lipozomlar böylece cildin nem içeriğini iyileştirmeye ve erken cilt yaşlanmasını önlemeye yardımcı olur. Cilt sıkılaşır ve hücre yenilenmesi uyarılır. Kırışıklıkların derinliği kesinlikle azaltılır. Lipozomların kullanılmasıyla elde edilen derin etki, hasarlı cilt bölgelerini canlandırır. Pul pul cilt veya kornifikasyonlarla da iyi sonuçlar elde edilir.

Lipozom içermeyen kremler sadece cildin üst katmanlarında etkili olurken, lipozomlar yardımıyla uzun süreli derin bir etki sağlanır. Lipozomun kabuğu, lesitin yapı taşlarının iki katmanından oluşur. Boncuk sadece bir kabukla çevriliyse buna nanopart denir. Bazı vitaminler gibi yağda çözünen maddeler burada kapsüllenebilir. Nanopartlar, diğer şeylerin yanı sıra, güçlü bir nemlendirme etkisine sahip olan losyonlarda kullanılır.

Lipozomlu bakım ürünleri kullanıyorsanız, kimyasal içerikler veya parfümler içeren kozmetik ürünleri kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu maddeler daha sonra cildin daha derin katmanlarına nüfuz ettiğinden ve sağlık üzerinde zararlı etkileri olabilir. Bilimsel bulgularımıza göre, çok katmanlı lipozomlar, seramidler, çuha çiçeği yağı ve E vitamini ile birlikte şu anda mümkün olan en iyi cilt bakımıdır.

Nanozomlar

Su girişleri dizisi ile bir yağlı kuyruk dizisinde oluşur. Bu nedenle lipozomlardan daha küçüktür ve (kozmetik amaçlı olarak) dermise nüfuz edebilir. Mükemmel bir iletim sistemidir, çünkü cildin derinliklerine nüfuz edebilmelerinin yanı sıra hücrelerin savunma sistemlerine de karşı koyabilirler, ancak hücre süreçlerini etkileyebilirler. Cilt içine nüfuz ettiklerinde daha büyük moleküller ile birleşebilirler. Tıpkı lipozomlar gibi sadece, kimyasal koruyucular, kimyasal güneş losyonları, hayvansal türevler, koku ve renklendirici İÇERMEYEN ürünler ile birlikte kullanılmalıdır, çünkü bu istenmeyen unsurlar da nanozomlar ile cilt içine taşınır ve dermatite, alerjilere, yaşlanmaya, hormonal bozukluklara, akneye ve hatta kansere neden olabilirler.

Lipozomlar ve Nanozomlar, sadece ciltle özdeş ya da ciltle uyumlu içerik maddeleri ile kullanılmalıdır!

CİLTTE OLUŞAN KILCAL DAMARLARA (KUPEROZ) KARŞI NE YAPILMALI?

CİLTTE OLUŞAN KILCAL DAMARLARA (KUPEROZ) KARŞI NE YAPILMALI?

 

CİLTTE OLUŞAN KILCAL DAMARLARA (KUPEROZ) KARŞI NE YAPILMALI?


Couperose (Fransızcada “bakır gül” veya “bakır yüzgeç” anlamına gelir) Yüzde kalıcı olarak görülebilen kırmızı damarlara teknik terimlerle couperose denir. Aslında cilt altı dokudaki kan damarlarının zararsız, gözle görülür şekilde genişlemesi olsa da etkilenenler bunu ağır bir yük olarak algılayabilirler. 

 

Yüzdeki kuperoz ve damarların belirtileri

Kısa bir süre içinde stres, fiziksel aktivite, yüksek tansiyon, aşırı spor, güneş veya şiddetli sıcaklık dalgalanmaları (Örnek. Soğuktan sıcağa ve tam tersi) cilt dokusundaki kan damarlarının genişlemesine neden olabilir.

Kan, ince kılcal damarlara fışkırır- cilt gözle görülür şekilde kızarır. Genellikle durum kısa bir süre içinde normale döner ve kızarıklık kaybolur ancak küçük damarlar da kalıcı olarak yüzeyde görülebilir. Bir cilt rahatsızlığı olmadığı ve tıbbi olarak endişelenecek bir şey olmadığı halde, birçok kişi estetik nedenlerden dolayı rahatsızlık duymaktadır.

Yüzdeki damarları ve kuperozu bu şekilde tanıyabilirsiniz.

 

Yüzdeki damarları Couperose ve Rosacea’dan ayıran şey budur.

Kuperozun erken evrelerinde, artan kan akışı, özellikle yanaklar ve burun bölgesinde, hızla azalan ciltte geçici kızarıklığa yol açar. Bununla birlikte, yatkın hale gelebilen veya yaş ilerledikçe ortaya çıkan bağ dokusunun zayıflığı nedeniyle damarlarda kan birikmeye devam eder. Bu, en küçük kanamaya ve cilt altında ince bir vasküler ağ olarak görünür hale gelen yeni damarların oluşumuna yol açabilir. Bu damarlar, kan akışı arttığında genişler, ancak sağlıklı genç ciltte olduğu gibi ciltteki elastikiyet kaybı nedeniyle tekrar kasılmaz. Hassas ciltte oluşan kızarıklığın aksine tahriş edici çevresel etkiler veya kozmetik bileşenlerin neden olduğu, couperose’ daki kızarıklık çok daha uzun sürer ve yanma, kaşıntı veya ısı hissi eşlik edebilir.

Couperose, yüz derisindeki ince damarların (kılcal damarlar) kalıcı olarak genişlediği ve bu nedenle cildin sürekli olarak kızardığı bir cilt hastalığı olan rosacea’nın erken bir şeklidir. Kuperozun aksine rosacea, yetişkinlerin %10’unu etkileyen kronik, inflamatuar, paroksismal bir hastalıktır. Çoğunlukla hassas veya kuru cilt ile de bir bağlantı vardır.

Yüzdeki küçük damarlar için doğru bakım

Çabuk kızaran cilt bakımında en önemli görev: Yatıştırmak! Cilde aşırı kan akışına neden olan ve cildin aşırı reaksiyonunu uygun aktif bileşenlerle telafi eden tetikleyicilerden kaçınılırsa, birçok hasta için yüz damarlarının mevcut olduğu estetik problem genellikle tatmin edici bir şekilde hafifletilebilir.

YAPILMASI GEREKENLER


DONT’ s

 

B3 Vitamini (niasinamid), aloe vera, papatya, meyan kökü ekstresi, çuha çiçeği yağı, at kestanesi veya pantenol gibi bazı maddeler cildi rahatlatabilir ve kızarıklığın daha az fark edilmesini sağlayabilir. Bu içerik maddeleri ayrıca sakinleştirici ve iltihap önleyici etkiye sahiptir. Şiddetli couperose için lazer tedavisi de düşünülebilir. Sadece bir veya iki tedaviden sonra yüzdeki damarların %75’ine kadar küçültülebilir. İkinci cilt katmanında (dermis) çalışan bir lazer ile özellikle iyi sonuçlar elde edilir, bu da cildin gözle görülür bir şekilde yenilenmesine gerek olmadığı anlamına gelir. Bir IPL tedavisi çok sayıda ince ve ince damar için faydalı olabilir.

Nasıl bir Cilt Bakımı Yapılmalıdır?

Yüzde küçük damarlar olması durumunda, cilde bakım yapmak için mümkün olduğunca az tahriş edici ürünler kullanılmalıdır. 

At kestanesi özü: Kan damarlarını güçlendirir, damarlardan sıvı kaçışını engeller ve damar duvarlarını kapatır ve kanın geri dönüşü için gerekli olan damarların esnekliğini artırır (örnek. Bacaklardan kalbe). Yüksek oranda aescin, flavonoid, amino asit ve vitamin içerir. Lenf tıkanıklığı açığa çıkar ve aynı zamanda koruyucu, dekonjestan ve tonlama etkisine sahiptir.

Kuperoz probleminde bu bileşenlere yer YOKTUR

·     Parabenler gibi kokular, koruyucular ve parfüm

·     Mentol, kafur veya biberiye gibi uçucu yağlar

·     Alkol

Cilt, couperose ile genellikle kuru olma eğiliminde olsa da çok yağlı kremlerden de kaçınılmalıdır. Ciltte ısı birikmesine neden olabilirler.

Nemlendirici ürünler daha uygundur. Suda yağ denilen emülsiyonlar, yağdan daha fazla su içerir ve cildi zorlamaz.

Kozmetik Ürünlerde Bulunması Gereken İçerik Maddeleri (2)

Kozmetik Ürünlerde Bulunması Gereken İçerik Maddeleri (2)

 

Kozmetik Ürünlerde Bulunması Gereken İçerik Maddeleri (2)

Ürün tercihimizi neye göre yapmalıyız? Tercihimizde belirlediğimiz kriterler neler olmalı?

Bunun için çok ciddi içerik bilgisine ihtiyacımız var, çünkü cildimize sürdüğümüz ürünün fayda ya da zarar vermesi tamamen içerik maddelerine bağlıdır.

Artık OLMAMASI gerekenleri biliyoruz ama OLMASI GEREKENLER de çok önemli. Kullandığımız içerikler ya ciltle özdeş ya da ciltle uyumlu olmalıdır. Kullanılan tüm bitkilerin endemik bitki olması, yüksek teknolojide üretilmiş olması ve iyi bir formülasyonunun olması gerekir. Çağımızın en önemli buluşlarından olan Lipozomlar suda ve yağda eriyen molekülleri taşıyabilen, nano boyuttaki keseciklerden oluşur, cildimizin suyu almadığını biliyoruz demek ki suda çözünen vitaminlerin ya da ne içerikleri sadece lipozomlarla verebiliriz.

Aloe Vera: Zambakgiller ailesine mensuptur ve 18 çeşit aminoasit 12 çeşit vitamin 20 çeşit mineral vardır. Cildi nemlendirir ve sakinleştirir.

Lesitin: Kimyasal olarak bir fosfolipittir, hücrelerin yapı taşıdır ve cilt için olmazsa olmazdır.

Hyaluronic asit: Vücudun her bölümünde ve dokusunda bulunu, cildin elastikiyetini arttırır ve nem kazandırır.

Seramid: Yağ asitlerinden oluşan lipit moleküllerdir. Emülgatör, nemlendirici görevi vardır, sağlıklı Ph için olmazsa olmazıdır. Seramid kullanmadan sağlıklı bir sebum elde edemeyiz.

Allantoin: Kozmetik amaçlı allantoin çoğunlukla karakafes bitkisinden elde edilir. Allantoin’ ın asıl fonksiyonu, hücre çoğalmasını uyarmak ve granülasyon dokusunun yeniden yapılanmasını geliştirmektir. Nemlendirici ve keratolitik bir etki, hücre dışı matrisin su içeriğini arttırmak ve ölü cilt hücrelerinin üst katmanlarının deskuamasyonunu arttırmak, pürüzsüzlüğü arttırmak cildin; hücre çoğalmasını ve yara iyileşmesini teşvik etmek ; tahriş edici ve hassaslaştırıcı maddeler ile kompleksler oluşturarak yatıştırıcı,  cilt koruyucu bir etkiye sahiptir.  Keratolitik özellik; özellikle siğil, akne, kepek ve sedef hastalığı (psoriazis) gibi cilt ve saç deri bozukluklarını teda­vi etmekte kullanılır. Stratum Corneum’ da doğal olarak bulunan çok sayıda protein ve yağları (lipitler) sentezler. Anormal ve kalın bir Stratum Corneum’ u inceltmek için cildin keratiniyle etkileşime girer. Çatlamış, güneşte hasar görmüş cildi korur. Yapılan çalışmalar, allantoin’ in UV kaynaklı hücre hasarına karşı koruduğunu göstermiştir.

 

Skualen: Uzun süreli skualen nemi korur ve ciltteki su kaybını azaltır. Bu, daha az kırışıklık ile daha iyi nemlendirilmiş cilde yol açar ve bir vitamin gibi çalışır. Diğer cildin kendi lipitlerinin, yani yağların oksitlenmemesini sağlar. Bir antioksidandır. Skualen cildimizde doğal olarak bulunur. Yaklaşık %15 oranında, cilt sebumunun önemli bir bileşenidir. İpeksi yumuşaklık hissi verir. Squalane üçlü bir etkiye sahiptir:

§  Nem kaybından cildi korur ve oksidasyon cildin kendi yağlarının muhafazasını sağlar. Emilimi kolaylaştırır.

 

Üre: Vücut özlerinden olan doğal maddelerdir, merhemlerdeki diğer maddelerin permeasyon (permeation) edilmesini, keratolistik niteliklidir, cildin nem oranını arttırır ve iltihap giderici etki eder.

 

Çinko: Cildimiz için önemli bir vitamin, sağlıklı bir vücut için gerekli minerallerden oluşur. Bağışıklık sistemini güçlendiren çinko, aynı zamanda yeni hücre üretimini desteklemektedir. Çinko oksit içeren kremler cildin tahriş olmasını engeller, kaşıntı, kızarıklık, pişik, isilik, güneş yanıkları ve küçük yanıkların tedavisinde etkili olmaktadır. Ayrıca çinko içerikli kremler sivilce tedavisinde sıklıkla tercih edilmektedir.  Gül hastalığında görülen, ağız burun ve yanaklardaki kırmızı lekelerin giderilmesinde doktor kontrolünde kullanıldığında etkili sonuç vermektedir. Antiseptik özelliğe sahiptir, cilt yüzeyindeki mikrop ve bakterileri yok eder cildi yatıştırır.

 

A Vitamini: Cildin kurumasını ve erken yaşlanmayı önler. Beta-karoten hücre yenilenmesine yardımcı olur ve cildin kurumasını ve erken yaşlanmayı önler. Deride kanser hücreleri oluşumunu engeller. Beta-karoten vücudun serbest radikaller karşısındaki en etkili savunma gücü ve aynı zamanda antioksidan özelliği ile zararlı, doymamış yağ radikallerini de etkisiz hale getirir. Güneşin zararlı UV-B ışınlarına karşı koruyucudur. Son yıllarda yapılan araştırmalarda, beta karotenin güneşin hasar verici ve yaşlandırıcı ultraviyole– B ışınlarına karşı güçlü bir koruyucu olduğu ispatlanmıştır.

C Vitamini: C vitamini kırışıklıkların oluşmasını yavaşlatırken cildin neminin optimum düzeyde kalmasına yardımcı olur. Böylece yaşlanma etkilerinin hızı ve gücü düşürülür. Cilde yenilenme sağlaması ile yaraların çabuk iyileşmesinde de C vitamini etkin rol alır. Yara iyileşmesini sağlayan kollajenlerin sentezinde C vitamini kullanılır. Sivilce izlerinden kurtulmak istiyorsanız C vitamini imdadınıza yetişir. Vücuda zarar veren güneş ışınları, aşırı sigara kullanımı, çevre kirliliği gibi nedenlerle oluşan serbest radikallere karşı C vitamini sayesinde bunlarla savaşmak mümkündür. C vitamini özellikle E vitamini ile birlikte çalıştığında, güneş ışınlarının cilt üzerindeki olumsuz etkileri minimuma indirilir.

 

H Vitamini: Saç, cilt ve tırnaklar için güzellik vitamini olarak kabul edilir ve biyotin veya H vitamini olarak da bilinir. B7 vitamini, organizmada, örneğin protein, yağ asitleri ve karbonhidratların dönüştürülmesinde birçok metabolik ve hücre bölünmesi sürecinde yer alır.

Saçlara dolgunluk ve parlaklık verir, tırnakları güçlendirir. Tırnaklarımız ve saçlarımız keratinden yapılmıştır. Keratin, boynuzun oluştuğu protein içeren bir maddedir. Çünkü bu keratin ve B7 vitamininin ana yapı taşıdır.

 

Provitamin B5/D-Panthenol: Cildin nem dengesini iyileştirir ve arttırır, iltihap giderici, kaşıntıyı hafifletir veya önler. Epitelleşmeyi (Epithelisierung) uyarır: küçük yaralar (tıraş) sıyrıntılar, (su toplamaları) daha iyi iyileşir. Saç bakım ürünlerinde kullanıldığında saç derisine nüfuz eder ve burada kümeleşir. Pantoten asiti, sağlıklı saçların önemli öğesi olduğundan “saçların beslenimi” ile ilgili bilimsel araştırmalarda D-pantenol ’ün ön adımı olarak değerlendirilmiştir. Saçlara uzun vadede nem bağışlar, taramayı kolaylaştırır, çatallaşmayı azaltır, zarar görmüş saçları toparlar kalınlaştırır, parlatır. Tırnakların kırılmasını azaltır.

 

Niasin/B3 Vitamini: Cilt beyazlatıcı, leke giderici, yaşlanma karşıtı, hücre yenileyici, sıkılaştırıcı, nemlendirici, sivilcelere karşı mücadelecidir. Kızarıklık ile karakterize bir yüz cilt bozukluğu olan akne ve rosacea gibi cilt koşullarını tedavi etmek için de kullanılır. Melanom, cildinize rengini veren pigment olan melanin üreten hücrelerde gelişen ciddi bir cilt kanseri türüdür. Bu nedenle, niasinamid, özellikle daha cilt kanserlerine sahip olanlar gibi yüksek riskli popülasyonlarda melanomu koruyabilecek bir takviyedir.

 

E Vitamini: Hücre zarlarını oksitlenmeye ve serbest radikalleşmeye karşı korur. Cildin farklı tabakalarına kurulur, bu anlamda UV-B-ışınlarına karşı çekiciliği oldukça yükselebilir. Anti-oksidant etkenli D-alpha Tocopherol sürekli UV-B ışınları tarafından oldukça yükselebilen Vitamin- E-Acetat’ın istila ettiği öz enzimler tarafından serbest bırakılır. Konsantre ve uygulama sıklığına göre sadece E Vitamini sayesinde bile 2-4 arasında ışık koruma faktörü oluşturabilir. UV ışınları tarafından zarar gören hücrelerin sayısı azalabilir. Ayrıca cilt yüzeyleri şekillerini düzeltir, boynuzsu tabakanın nem oranını yükseltir, iltihap durdurucu etki eder, yüzeysel yaralarda epitelleşmeyi ve ciltteki enzim aktivitesini hızlandırır. C Vitamini ile Nitrosamin oluşumunu önler. Bitkisel kökenli doğal E vitamini (D-alpha-Tocopherol), sentetik E Vitamini (D, L-alpha-Tocopherol)den çok daha fazla etkilidir!

 

Jojoba Yağı: Aslında bir balmumu formudur.  Yağsızdır ve cilt tarafından hızla emilir. E vitamini içeriği ayrıca cildi erken yaşlanmadan korur ve bağ dokusu da elastik kalır. Kan dolaşımını artırır, kas ve sinir hücreleri güçlendirir. Ek olarak, E vitamini insan vücudundaki agresif maddelere karşı gerçek bir savaşçıdır. İyi bileşenlerin kombinasyonu ve jojoba yağının balmumu olarak kıvamı, aşırı yağ içeriği nedeniyle gözenekleri tıkamadan cildi besleyen ve canlandıran bir kozmetik haline getirir. Daha ziyade, jojoba yağı insan sebumu ile neredeyse bağlanma yeteneğine sahiptir ve nem bağlayıcı bir etkiye sahiptir. Jojoba yağı genellikle yeniden yağlama için kullanılır ve kuru, kaşıntılı cilt üzerinde mükemmel bir etkiye sahiptir. 

Jojoba yağı kullanımı ayrıca cilt iltihabı, akne veya güneş yanığı ile yardımcı olur. Jojoba yağı saça sağlıklı bir parlaklık verir. 

 

Lavanta: Sakinleştirici, gevşetici, antimikrobiyal, antimantar, uykusuzluk, migren, akne, alerji, yanık, vuruk, kesik, dermatit, baş ağrısı, yara izi, sinek ve böcek ısırığı, kaşıntı, ağrı, antistres gibi etkileri yanında bilinen, bilinmeyen daha onlarca faydası vardır.

 

Macadamia (Hawaii Cevizi) Yağı: İçeriğinde yüksek oranda bulunan selenyum, vücudun bağışıklık sistemini geliştirirken aynı zamanda zararlı maddeleri etkisiz hale getirmesiyle güçlü bir antioksidan etkisi gösterir. Güçlü bir anti tümör faktörü yaratan yapısı vücutta metabolik süreçleri harekete geçirerek kalp hastalığı riskini önemli derecede azaltır. Üreme sistemini uyarır, sinir sistemini stabilize eder, endokrin sisteminin çalışmasını düzenler. Saçların parlak ve canlı görünmesi keratin yapısını güçlendirdiğinden Macademia yağı ile mümkündür.

Macadamia yağındaki güçlü antioksidan bileşenlerin, kanser, tip2 diyabet, kalp hastalığı ve kronik yorgunluk gibi çeşitli hastalıkların ortaya çıkma riskini azaltmaya yardımcı olur. Jojoba yağından sonra cildin doğal olarak oluşan sebumuna en uygun yağdır. Hipoalerjenik ve komedojenik olmayan bir yağdır. Hücre yenilenmesine yardımcı olan oleik asit içerir, bu özelliği ile cildinizi nemlendirir. Özellikle kuru ciltler için faydalıdır. Yağlı ciltte sebum üretimini dengelemek için yararlı olan ve doğal bir koruyucu bariyer oluşturan omega 6 linoleik asit içerir. E vitamini bakımından zengindir. Macadamia’dan çıkarılan yağlar, yara iyileşmesi, yaralar, çizikler ve yanıklar için faydalı olan omega 7 veya palmitoleik asit içerir. Kaşıntı ve kızarıklığa yardımcı olan fitosteroller içerir. Yumuşatıcı özelliği olan bir yağdır, ancak doğal sebum üretimini azaltan kuru ciltler için çok faydalıdır. Macadamia yağı, akışkanlığı sayesinde cildinize çok kolay nüfuz eder.

 

Küpe Çiçeği Yağı: Çuha çiçeği yağı, çuha çiçeği tohumlarından ekstraksiyon ve / veya presleme yoluyla elde edilen yağlı bir yağdır. Yüksek oranda doymamış yağ asitleri ve γ-linolenik asit içerir. Çuha çiçeği yağı, örneğin atopik dermatit durumunda, atopik, egzamato ve kaşıntılı cilt hastalıklarının destekleyici tedavisi için yumuşak kapsüller şeklinde kullanılır. Ayrıca kişisel bakım ürünlerinde ve kozmetik ürünlerinde de bulunur. Çuha çiçeği tohumları, çoklu doymamış yağ asitleri , E vitamini , yüzde 60 ila 80 linoleik asit ve yaklaşık yüzde 9 gama-linolenik asit içerir . Gama-linolenik asit, enflamatuar süreçlerde merkezi bir rol oynayan arakidonik asit ile yakından ilişkilidir. Çuha çiçeği yağı, nörodermatit gibi enflamatuar cilt hastalıklarının tedavisinde özellikle yararlıdır. Harici olarak uygulandığında, anti-enflamatuar ve antipruritik bir etkiye sahiptir. Cilt bakımı için en değerli yağlardan biridir. Gamma-linoleik asit gibi içerdiği yüksek konsantredeki yüksek doymamış yağ asitleri sayesinde kuru, pürüzlü ve pullu ciltlere etki eder. Cildi nemlendirir ve kan dolaşımını arttırmak suretiyle akneye karşı etkendir. Birçok kişilerde linol asit ile Gamma-linoleik asit arasındaki metabolizma geçişi bozuktur. Hatta bazılarında müteakiben Neurodermitis oluşur. Bu sebepten hekimlilikde de çok sevilir.

 

Gül Ağacı Yağı: “Ruh Yorgan Yağı” olarak adlandırılır, özellikle cilt dostudur, hafiftir ve cilt hücrelerini yeniler. Akne, yaralar, kuru ve olgun ciltlere yardımcı olur, stresi azaltan bir etkiye sahiptir ve sinir gerginliğine yardımcı olur.

 

Shea Butter (Şia Yağı): Yağ asitlerini içeren komplex bir yağdır : oleik asit (% 40-60), stearik asit (% 20-50) ), linoleik asit (% 3-11), palmitik asit (% 2-9), linolenik asit (<% 1) ve araşidonik asit (<% 1). Şia yağı vücut ısısında erir. Cilt bakımı için kullanımının savunucuları, cilde hızla emildiğini, “yeniden yağlayıcı” bir madde olarak hareket ettiğini ve iyi su bağlama özelliklerine sahiptir. Şia yağı esas olarak kozmetik endüstrisinde cilt ve saçla ilgili ürünler için kullanılır. ( dudak parlatıcısı , cilt nemlendirici kremler ve emülsiyonlar ve kuru, kırılgan saçlar için saç kremleri ).Kuru ciltler için mükemmel bir yumuşatıcıdır . Cildin elastik bir görünüme kavuşmasını sağlar ve cilt için koruyucu bir tabaka görevi görür. A, D, E ve F vitamini açısından zengindir. Antioksidandır. İçeriğindeki A ve E vitaminleri sayesinde yaşlanma etkilerini azaltır, kırışıklarla baş etmeye yardım eder. Gözaltı torbalarını yok eder. Cildin kollajen üretimini artırır. Cildin elastik bir görünüme kavuşmasına ve bu görüntüyü korumaya yardım eder.

Ciltteki lekeleri geçirmeye yardım eder. Egzama, akne, seboreik dermatit ve sedef hastalığı gibi rahatsızlıkların yarattığı etkileri azaltır. Tıraş sonrası iyi bir nemlendirici ve yumuşatıcıdır.

Ciltteki yaraları iyileştirici etki gösterir. Cilt döküntüsüne iyi gelir. Çarpmaya ya da incitmeye bağlı şişlikleri indirmeye yardım eder. Peeling olarak kullanılabilir.

Yara ve yanık izlerini geçirmeye yardımcıdır. Sinek ve böcek sokmalarını iyileştirmeye yardım eder. Tırnakları ve tırnak derisini besler ve kurumasına engel olur.

 

Susam Yağı: İçeriğinde bol miktarda çinko bulundurur. Çinko minerali cilt sağlığı için oldukça önemli bir mineraldir. Cilt elastikiyetini arttırır. Susam yağı cilt kanserine karşı kullanılmasıyla da çok şifalı bir bitkidir. Erken yaşlanmayı ve cilt kırışıklıklarının oluşmasını geciktirir. Aynı zamanda yaşlılık lekelerini de ortadan kaldırır. Cildi nemlendirici özelliği de vardır. Çatlak topuklara, kurumuş diz ve dirseklere fayda sağlaması için banyo suyuna eklenebilir. Cildi güneşin zararlı etkilerinden de korur. Tırnak bakımı da sağlar.

 

Çay Ağacı Yağı: Eterik yağ, antiseptiktir. Çay ağacı yağı, alternatif tıpta antiseptik, antibakteriyel ve fungisidal etkisi nedeniyle saf formunda kullanılır ; akne , egzama , psoriasis vulgaris için de, yaraların tedavisinde de nasır , diyabetik , bit, uyuz – ve pire istilası kene faydalıdır . Kas ağrısı, romatizma , sigara öksürüğü  ve varisli damarlar için de önerilir. Çay ağacı yağının kanıtlanmış antimikrobiyal etkisine ek olarak , böcek ısırıklarından sonra aşırı bağışıklık reaksiyonlarının önlenmesi gibi başka etkiler de talep edilmektedir  çeşitli çay ve ağaçların yapraklarından elde edilen esansiyel bir yağdır. 

GENÇ BİR CİLDİN TEMELİ- KOLAJEN

GENÇ BİR CİLDİN TEMELİ- KOLAJEN


GENÇ BİR CİLDİN TEMELİ- KOLAJEN

Kolajen, insan vücudunun protein yapısının yaklaşık üçte birini (%25 ila%35′ ini) oluşturan çok önemli bir proteindir. Kaslar, kemikler, tendonlar ve bağların yapısını oluşturan kolajen aynı zamanda kan damarları, dişler ve gözü oluşturan katmanlarda da bulunur. Genel olarak bakıldığında kolajenin tüm bu dokuları bir arada tutan bir tutkal gibi görev yaptığı görülür. Bu özelliği dolayısıyla kolajen kelimesi, Yunancada tutkal anlamına gelen “kolla” sözcüğünden türetilmiştir. Sıklıkla cilt sağlığıyla birlikte anılan kolajen, vücut için son derece önemli bir protein türüdür. Vücut bütünlüğünün korunması ve bağ dokusunun güçlendirilmesi gibi temel işlevleri bulunan bu protein türü, yoğun olarak kemik, eklem, kas ve tendonlarda bulunur. Cildin orta tabakası olan ve epidermisin hemen altında bulunan dermis tabakasının yaklaşık olarak %80’i kolajenden oluşur. Çevresel faktörlerin yanı sıra doğal bir süreç olan yaşlanma da vücutta kolajen oranının azalmasına yol açar. Cildin elastikiyetini kaybetmesine yol açan bu durumda meydana gelen kırışıklık, kuruluk ve cilt lekeleri en sık rastlanan kolajen eksikliği belirtileri arasında sayılabilir. Bu durumun geciktirilmesi için doktor kontrolünde düzenli olarak kolajen takviyesi alınması gerekebilir.  Vücutta üretilebilen kolajen proteinin üretim miktarı ve kalitesi yaşla birlikte azalır. Bu durum yaşlanmanın gözle görülür belirtilerini meydana getiren en önemli nedenlerden bir tanesidir. Yaşla birlikte derinin esnekliğini kaybetmesi, sıkı yapısının bozulması ve kıkırdakların zayıflaması temelde kolajen üretimindeki yetersizliğe bağlı gelişir. Bu nedenle kolajen proteinini içeren veya kolajen üretimini destekleyen besinlerin yeterli miktarda tüketimi daha önemli hale gelir.

Kolajen nelerde bulunur?

İnsan vücudu, glisin ve prolin adlı iki aminoasidi bir araya getirerek kolajen proteininin öncüsü olan prokolajeni sentezler. Bu sentezin gerçekleştirilmesinde C vitamini de görev yapar. Dolayısıyla yeterli kolajen üretimi için C vitamininin en önemli kaynakları olan taze meyve ve sebzeler yeterli miktarda tüketilmelidir.

Prolin aminoasiti yumurta, buğday, süt ve ürünleri, mantar, kuşkonmaz ve lahanada bol miktarda yer alır.

Glisin aminoasiti ise tavuk derisinde ve dana etinde, özellikle de ette bulunan jelatinin yapısında yer alır. Hayvan etlerinin kaynatılmasıyla elde edilen kemik suyu, kolajenin pişmiş hali olan jelatini önemli miktarda içerir. Jelatin, kolajen proteinini oluşturan aminoasitler açısından zengin olduğundan kolajen sentezinin desteklenmesinde oldukça etkilidir. Kolajen sentezinde görevli bir diğer mikro besin ögesi olan bakır minerali de yeterli miktarda vücuda alınmalıdır. Bakırın önemli kaynakları arasında organ etleri, susam, kakao, kuru yemişler ve kuru baklagiller yer alır. Vücudun yeterli miktarda kolajen sentezleyebilmesi için glisin, prolin, C vitamini ve bakırın yeterli miktarda tüketilmesi oldukça önemlidir. Kiraz, böğürtlen, ahududu gibi kırmızı meyvelerde bulunan antosiyanidinler ve birçok bitkisel ve hayvansal besinde bulunan A vitamini de kolajen üretimini destekleyen diğer besin ögeleridir. Bunun haricinde vücudun protein sentezine olması gerektiği gibi devam edebilmesi için gerekli aminoasitleri içeren büyükbaş ve küçükbaş hayvan etleri ile kümes hayvanları, ayrıca yumurta düzenli olarak tüketilmelidir.

Kolajen eksikliği ne zaman görülür?

Kolajen üretiminin azalması ve üretilen kolajenin kalitesizleşmesinin en önemli nedeni yaşlanmadır. Buna ek olarak kolajen sentezini olumsuz etkileyen bazı diğer durumlar da mevcuttur. Şeker ve rafine karbonhidratların fazla miktarda tüketimi bunlardan bir tanesidir. Vücudun kendini onarma yeteneğinin desteklenmesi için şeker ve rafine karbonhidratın aşırı tüketiminden kaçınılmalı, karbonhidrat gereksinimi saflaştırılmamış tahıllardan karşılanmalıdır. Ultraviyole (UV) ışınları, kolajen üretimi üzerinde olumsuz etkileri bulunan bir diğer faktördür. Güneş ışınlarına fazla miktarda maruz kalan kişilerde kolajen üretiminin bozulmasına bağlı olarak ciltte yaşlanma belirtileri gözlenebilir. Bunun önlenebilmesi için özellikle yaz aylarında güneş ışınlarının dik açıyla geldiği öğle saatlerinde güneşe fazla maruz kalmamaya özen gösterilmeli, güneş koruyucu kremler düzenli olarak kullanılmalıdır. Ayrıca sigara kullanımının da kolajen üretimini olumsuz etkileyerek erken yaşlanmaya ve kırışıklıklara yol açtığı bilinmektedir.

Kolajenin faydaları nelerdir?

Kolajen, vücudun yapısında çok fazla miktarda yer alan bir protein türü olduğundan çok sayıda göreve ve faydaya sahiptir. Kolajenin bilinen en önemli faydaları arasında şunlar yer alır:

·       Cilt sağlığını geliştirir, derinin elastikiyetini arttırır, cilt kusurlarının önlenmesini ve iyileştirilmesini destekler. Kırışıklık oluşumunu azaltarak yaşlanmayı geciktirir.

·       Kıkırdak bütünlüğünün korunmasına yardımcı olur. Kıkırdaklar, eklemleri koruyan önemli yapılar olduğundan eklem hastalıklarının gelişiminin önlenmesinde kolajen üretiminin yeterli olması oldukça önemlidir.

·       Eklem ağrılarının hafifletilmesine yardımcı olur, eklem iltihaplanmalarını önler.

·       Osteoartrit başta olmak üzere birçok kemik ve eklem hastalığına karşı koruyucudur. Aynı zamanda mevcut hastalarda tedaviyi destekler.

·       Kemiklerde yüksek oranda kolajen bulunduğundan kemiklerin güçlendirilmesi ve kemik kaybının (osteopeni) önlenmesine katkıda bulunur.

·       Travmalar veya osteoporoz nedeniyle meydana gelen kırık ve çatlakların iyileşme sürecini hızlandırır.

·       Kas kütlesinin korunması ve arttırılması üzerinde etkilidir.

·       Arterlerin daha güçlü bir yapıya sahip olmasını sağlayarak ateroskleroz başta olmak üzere tüm kardiyovasküler hastalıklara karşı koruma sağlar. İyi kolesterol olarak da bilinen HDL kolesterolün seviyesini yükselterek dislipidemiyi önler. Aynı zamanda kalp krizi ve felç gibi ciddi sağlık sorunlarının görülme olasılığını önemli ölçüde azaltır.

·       Saç ve tırnak sağlığını geliştirir.

·       Yaşlanmanın cilt ve iskelet sistemi üzerindeki etkilerini hafifletir.

·       Yara iyileşmesini hızlandırır.

·       Sindirim sisteminin düzenlenmesi, bilişsel fonksiyonların güçlendirilmesi ve metabolizmanın hızlandırılmasına yardımcı olmasına ilişkin yapılan araştırmalar ise halen devam etmektedir. 

Kimler Kolajen Kullanmalı?

Kolajen takviyeleri genelde 30’lu yaşlardan sonra önerilmektedir. Özellikle 30-40 yaşları arasında doğru ve zengin içerikli ürün ve takviyeleri düzenli bir şekilde kullanarak belirtilerin kendini daha geç göstermesi sağlanabilir.

Bitki bazlı (vejetaryen, vegan) kolajen var mı?

Kolajen sadece hayvanlar tarafından üretilir- bu nedenle bitki veya vegan kolajen yoktur. 

Ciltte kolajen üretimini artırması beklenen ve doğal kozmetik ürünlerde kullanılan beyaz acı bakla (“kolajen” olarak bilinir) tohum kabuğundan kolajen benzeri bir madde çıkarılır.

Kolajen oluşumu ve C vitamini için birçok amino asit içeren bitkiler: yer fıstığı, ayçiçeği çekirdeği, susam tohumu, haşhaş tohumu, kenevir tohumu, maya gevreği hem glisin hem de prolin bakımından zengindir. Bunları, aserola tozu, kuşburnu (toz), deniz topalak (meyve suyu), ısırgan otu tohumu, baobab (toz) veya guava gibi özellikle C vitamini açısından zengin yiyeceklerle birleştirin. Bir kahvaltı kâsesi, müsli, yulaf lapası, smoothie, ev yapımı müsli barları veya salatalar en iyisidir.

Mantar hayranı mısınız? O zaman şifalı mantarlar, kolajen üretimini artırmak için başka bir yararlı kaynaktır. Çünkü shiitake, chaga, kirpi keçisakalı ve diğerleri gibi şifalı mantarlar antioksidanlar açısından özellikle zengindir.

Kolajenin cilt, saç ve yaşlanma önleyici ajan olarak ne gibi etkileri vardır?

Sıkı bir cilt, çok fazla kolajen ve yüksek su içeriği ile karakterizedir. Artan yaşla ve düşük östrojen seviyeleriyle, kollajen üretimi ve bununla birlikte yüzün ve saç derisinin esnekliği ve esnekliği azalır. Kırışıklıklar, kıvrımlar, belirgin yüz hatları ve daha ince bir saç başı sonuçtur.

Cildi sıkılaştırmak için bitkisel kolajen alternatifleri, buğdaydan elde edilen hyaluronik asit, bakla tohum kabuğundan kolajen benzeri bir aktif bileşen, soya proteini, badem yağıdır.

Kolajenin bağ dokusu, selülit ve hamilelikte nasıl bir etkisi vardır?

Selülit, birçok kadının karnında, bacaklarında veya alt kısmında rahatsızlığa neden olur. Kilo dalgalanmalarına bağlı olarak bağ dokusunda oluşan ağır gerilme, ergenlik veya hamilelikte hızlı büyüme ve kilo alma da ciltte çatlaklar olarak izler bırakır.

Kalıtsal bir bağ dokusu zayıflığı varsa veya bağ dokusundaki kollajen lifleri hormonlardan veya gerilmelerden zarar görürse karakteristik dalgalar, çukurlar ve çizgiler oluşur. Örümcek damarlar veya varisli damarlar da katılır. Menopoz döneminde kadınlarda östrojen üretimi azalırsa, deri altı bağ dokusunda daha az kolajen oluştuğu görülmektedir. Sonuç olarak, deri altı yağ dokusu çıkıntı yaparak dalgalı bir cilt yüzeyine yol açar.

Selülit için kollajen kullanımına ilişkin çalışma sonuçları umut doğurmaktadır. Orta derecede selülit ile altı ay boyunca alınan günde 2,5 gram kadar az kollajen hidrolizatı, kollajen içermeyen bir kontrol grubuna kıyasla selülit ve cilt yoğunluğunda iyileşmeye yol açar (Schunck 2015). Masajları, egzersizi ve dengeli beslenmeyi harekete geçirmeye ek olarak, örneğin toz veya et suyu olarak hedeflenen kolajen emilimi selülit görünümünü iyileştirebilir. Denemeye değer.


Kolajen: Yan Etkiler Var mı?

Kolajen bir proteindir. Nadir durumlarda, proteinler alerjileri tetikleyebilir. Hayvandan elde edilen kolajen insan kolajenine ne kadar benzerse, risk o kadar düşüktür. Bu nedenle tavuk, sığır eti, balık iyi bir kolajen kaynaklarıdır. 

Alerjik reaksiyonlar tüketimden sonra değil, kozmetik veya cerrahi tedavilerden sonra – örneğin cilt dolgusu olarak kollajen kullanıldığında veya göz ameliyatı sırasında sığır kollajeni içeren malzemeler kullanıldığında meydana gelir (Mullins 1996). Saç kremlerindeki kolajen hidrolizatları, özellikle nörodermatitli kişilerde deri döküntülerine neden olabilir (Niinimäki 1998).

Kolajenin sağlıklı olup olmadığını ve onu almanın mantıklı olup olmadığını merak ediyor olabilirsiniz. Kolajen, doğal olarak oluşan bir proteindir. Özellikle doğal ve orijinal olmasını seviyorsanız, kolajen içeren bir kemik suyu bunun için idealdir. İyi bir et suyu 18 saate kadar kaynar veya toz, tablet ve kapsül gibi konsantre alım biçimleri ararız. Etkiler ve yan etkiler açısından, birçok şey başlangıç​​ürünlerinin kalitesine ve işlemin kalitesine bağlıdır. Temel olarak, yan etkilerden kaçınmak için her zaman önerilen tüketim miktarlarına bağlı kalınmalıdır.