Çalışma Saatlerimiz: Pts - Cts - 09:00 - 18:00, Pazar Günleri Kapalı

KAPATICILAR VE RENK DÜZELTİCİLER: FARK NEDİR?

KAPATICILAR VE RENK DÜZELTİCİLER: FARK NEDİR?

KAPATICILAR VE RENK DÜZELTİCİLER:

FARK NEDİR?

Lekeler, güneş lekeleri ve yaşlılık lekeleri, diğerlerinden farklı olarak kaçınmaya çalıştığımız sert cilt bakımı gerçekleridir. Kusursuz cilt bazen tam zamanlı bir iş olsa da korumak, gizlemek ve renk düzeltmek işi biraz daha kolaylaştırır. Bununla birlikte, iki kapsam yöntemi farklıdır ve farklı sorunları ele alır. İkisi arasındaki farkı daha iyi anlamanıza yardımcı olmak için, kapatıcılar ve renk düzelticiler hakkında bilmeniz gerekenler burada.

Kapatıcı

Kapatıcılar genellikle küçük boşlukları veya kusurları gizlemek, koyu halkaları düzeltmek ve yüzünüzdeki alanları beğeninize göre vurgulamak için kullanılır. Bir kapatıcı kullanırken, rengin cilt tonunuzla iyi uyum sağladığından ve tamamen doğal göründüğünden emin olmak için bir kapatıcı fırça veya güzellik karıştırıcısı kullandığınızdan emin olmak istersiniz. Yağlı görünmenize neden olabileceğinden, ışıltılı bir görünüme sahip olan kapatıcılar kullanmaktan kaçının.

Renk düzelticiler

Melazma, rosacea veya akne izleri gibi daha ciddi bir cilt sorunuyla uğraşıyorsanız, renk düzelticiler tam size göre. Renk düzelticiler, belirli sorunları ele alan çeşitli tonlarda gelir. Şimdi bu sanat formunda ustalaşmanın, renk düzeltmenin temellerini anlamakla çok ilgisi var.

Yeşil kapatıcılar:

Örneğin kırmızı, renk tekerleğindeki yeşilin tam karşısındadır. Yeşil renk kırmızıyı nötralize eder, bu nedenle yeşil kapatıcılar kırmızı sivilce lekelerini kapatmak için en iyi sonucu verir. Sadece renk tekerleğine başvurarak, bu sinir bozucu sorunlu alanların nasıl ortadan kaldırılacağını daha iyi anlayacaksınız.

Mor, lavanta veya leylak kapatıcılar Cildinizdeki istenmeyen sarı alt tonları ortadan kaldırmak için en uygun olanlardır. Macunsu, donuk, sarı tenli insanlar, mor bir kapatıcının veya astarın yüzlerine nasıl güzel bir parlaklık kattığını sevecekler

 

Pembe Kapatıcılar:

Tamam, belki pembe bu grubu tanımlayacak en iyi renk değildir. Daha çok somon veya şeftali gibi. Bunlar, göz çevresini aydınlatmak ve yorgunluk belirtilerini maskelemek için idealdir. Bu özel kapatıcı renk, renk çarkındaki mavi, mor ve yeşil tonların karşısında bulunan kırmızı, turuncu ve sarı tonların bir karışımıdır. Bu nedenle bu renk, göz altı halkalarıyla savaşmak için en iyisidir. Harika bir parlatıcı olduğundan, bu kapatıcılar rakun gözlerini kapatmak için de iyi çalışır.

Sarı Kapatıcılar:

Sarı kapatıcılar, mor veya mavi çürükleri, damarları ve göz altı halkalarını gizlemek için mükemmeldir, bu nedenle, renk çarkında mordan hemen sonra sarı görünmesi şaşırtıcı değildir. Sarı kapatıcılar tipik olarak en genel olanlardır ve fondöteninize parlak bir temel vermek için cilt tonunu yumuşatmak için harikadır.

Turuncu kapatıcılar:

Daha açık ten tonlarına sahip hepiniz için, turuncu kapatıcılardan büyük ölçüde uzak durmak isteyeceksiniz. İstisna? Yüz şekillendirme yapıyorsanız ve sıvı bronzlaştırıcı olarak işe yarayabilecek bir şeye ihtiyacınız varsa. Bunun dışında bu renk, koyu halkaları veya diğer lekeleri derin renk değişikliği ile gizlemek isteyen daha koyu tenli kişiler için mükemmeldir.

Nötr Kapatıcılar:

Saklanacak çok fazla sorun alanı olmayan şanslılardan biriyseniz, bu sizin için iyi çalışacaktır. Herhangi bir normal kapatıcı, küçük kusurları veya ara sıra meydana gelen sivilceleri örtmek için çalışmalıdır. Sadece ten renginize benzer bir gölge veya bir gölge daha açık seçin ve artık hazırsınız.

SİZ HANGİ “MEVSİM” SİNİZ?

SİZ HANGİ “MEVSİM” SİNİZ?


SİZ HANGİ “MEVSİM” SİNİZ?

Hepimizin bildiği gibi her renk duygu ve moralimizi yansıtır. Örneğin; üzgünsek daha koyu ve puslu renkleri seçeriz. Yaz günleri daha açık ve canlı renkleri tercih ederiz. Duyguları ölçmek zordur. İşte bu yüzden renk psikologları, renklerin insanlar üzerindeki etkilerini ve kişilerin duygu ve hislerini nasıl etkilediği sorularının cevabını bulmak için çalışmalarını devam ettirmekteler. 

İnsanların Ten tınısını etkileyen 3 faktör vardır:

·       Ten rengi

·       Saç rengi

·       Göz rengi

Renk Analizinin Temeli

Cilt Alt Tonu

Cilt ve saç rengi her insanda genetik olarak tanımlanmıştır. Güneş ışınlarında cildimizin nasıl esmerleşeceğine, çillerimizin olup olmayacağına ve ne zaman saçlarımızın beyazlayacağına kanımızdaki 3 madde karar verir. Bunlar;

·       Melanin

·       Karotin

·       Hemoglobin

Eğer bir kişinin kanında bu üç maddeden Melanin en fazla ise bu kişi güneşte çabuk esmerleşir. Bu demek ki Melanin tenimizin kahverengini almasına ve saçımızdaki kızıllığa neden olur.

Kanında fazla miktarda Karotin olan kişi hiçbir zaman solgun gözükmez. Her zaman hafif sarımsı kahverengi tonuna sahiptir. Bu da UV-ışınlarına maruz kalındığında çillerin sarımsı kahve rengi almasına neden olur.

Yüksek değerde Hemoglobin olan kişinin cildi hafif kırmızımsı veya pembemsi renk alır. Bu kişinin cildi ince ve pürüzsüz görünür. Özellikle soğuk kış günlerinde mavimsi bir renk alır. Bu ciltlerde kuporose (rosacea) daha fazla oluşur ve güneş yanığına çabuk maruz kalır. Bir kişide pigment dağılımı %34 Melanin, %30 Karotin ve %36 Hemoglobin şeklindedir. Sonuçta bakıldığında tüm bu maddeler kanımızda hemen hemen eşit oranda dağılmıştır.

Sarımsı cilt tonu, Melanin ve Karotin karışımından oluşur ve bu kişilerin ilk bakışta İlkbahar olarak gözükmesine sebep olur, aslında renk analizinden sonra belirgin olarak bu kişilerin Yaz tipi oldukları ortaya çıkar. Sadece İlkbaharmışlar gibi gözükürler. Demek ki ilk verilen izlenim her zaman doğru olmuyormuş. Örneğin; Orta Avrupa’da %80 İlkbahar tipleri sarışındır. Slovak ülkelerde çoğu koyu renk saçlıdırlar. Bir kişi saçları sarı diye Analiz yapılmadan Yaz diye kararlaştırılamaz. Afroamerikalıların İlkbahar tiplerinin Çikolata rengi tenleri vardır.

Renk tipinin o kişinin karakteri veya kişiliği ile bir ilişkisi yoktur. O kişinin pigmentleri harmoni halinde hangi renk kartelasını kullanacağını gösterir.

Cilt Alt Tonu

Harmoni Renkleri

Altınım Cilt Tonu

Sıcak Tonlu İlkbahar veya Sonbahar Renkleri

Pembe, Mavimsi Cilt Tonu

Soğuk Tonlu Yaz veya Kış Renkleri

Renklerinizi Biliyor musunuz?

 

Her sezon insanların ne kadar çok yanlış renkler seçtiklerine şahit olmuşsunuzdur. Siz de belki renklerinizi bilmiyorsunuz ve satış elemanlarının size sattıkları renklere güvenip her seferinde yanlış renkleri giyiyorsunuz.  Şimdi lütfen gardırobunuz için son zamanlarda aldığınız renkleri bir düşünün.

·       Sizin de olmazsa olmaz renginiz var mı?

·       Sevmediğiniz renkler neler?

·       Gardırobunuza bir bakın lütfen; en çok sevdiğiniz renkten ne kadar çok kıyafetiniz var

·       Almış olduğunuz ve uzun zamandır giymediğiniz neleriniz var dolabınızda

Dört Mevsim

 

İlkbaharda sıcak tonlar hakimdir doğaya, tüm renklerde Sarının karışımı vardır: Turuncu, Şeftali tonları, Somon, Kayısı ve buna ek olarak da canlı Yeşil tonları Elmadan Ihlamur yeşiline kadar.

Sonbaharda da sıcak tonlar hakimdir doğaya, Zeytin yeşili, Haki yeşil ve Aşı boyası rengi.

Teknik olarak bakacak olursak aslında İlkbahar ve Sonbahar aynı pozisyondadır. İkisinin de ışığı ve dağıttığı enerji hemen hemen aynıdır, fakat farklı yönlerdedir. Bu demek oluyor ki; İlkbaharda hafif enerji yükselirken, Sonbaharda düşer.

Buna karşın Yaz renkleri soğuktur. Genellikle Gri veya Mavi karışımları hakimdir. Kiraz kırmızısı, Şarap kırmızısı; ikisinin de alt tonu Mavidir.

Kontrast ve Soğuk; Kış renkleridir. Tam Beyaz, buz-mavisi ve koyu Mavi-yeşil atmosfere rengini verir.

Bu iki mevsim birbirinden tamamen ayrıdır. Karakteristik olarak birbirinin zatıdır. Kışın, yeryüzü en az enerji seviyesine ulaşır. Kar üzerine yansıyan güneş ışınları atmosferi en üst düzeyde aydınlatır. Renk açısından birçok perspektif sunar. Öncelikle beyaz renk tüm orta ve koyu renklerin daha koyu görünmesine sebep olur, burada açık-koyu kontrastından bahsediyoruz. Renklilik açısından – doğallık ve maksimum parlaklık, herhangi bir rengin renklilik özelliğini artırır ve sonuç olarak daha canlı ve kış aylarında renklerin daha net gözükmelerini sağlar.

Yaz aylarında maksimum enerji dünyaya yayılır. Yazın güneş ışınları 90% altında yansır, bu yüzden çevresinde bulunan bitki örtüsüne de bağlı olarak maksimum enerjiyi toplar. 

İlkbahar canlı Yeşil tonların[Belgeden yaptığınız güzel bir alıntıyla okurlarınızın dikkatini çekin veya önemli bir noktayı vurgulamak için bu alanı kullanın. Bu metin kutusunu sayfada herhangi bir yere yerleştirmek için sürüklemeniz yeterlidir.]

ı beraberinde getirir. Buna Nergisin canlı Sarısı ve Lalelerin Turuncu renkleri eşlik ederler.

Sonbahar altındı görüntüyü getirir. Kurumuş yapraklar, ormanın hakim rengi turuncumsudur. Önceden parlak olan renkler Sis ile buğulaşır. Ekim ayında   ve Aşı boyası rengidir doğaya hakim olan. Doreler (altın sarısı, kahve vs.) ve ona eşlik eden sıcak tonlar.

 

Yaz aylarında soğuk Pastel renkler doğaya hakim olur. Tepelerin üzerinde yaz sıcağı Mavimsi bir pırıltı oluşturur ve doğadaki yeşil bile Soğuk gözükür gözümüze. Renkler yumuşak ve pudralı.

Kışın kar Beyazına ve Gri tonlarına gökyüzünün parıldayan Mavisi eşlik eder. Kışın tonlar kontrasttır.

Soğuk ve Sıcak Renkler

 

·     Sıcak Renkler: İlkbahar ve Sonbahar tipi– %60 dan %100 e kadar bariz Sarı renk hakimdir.

·     Soğuk Renkler: Yaz ve Kış tipi – Bu renklerde Sarı yoktur. Mavi alt ton mevcuttur bu yüzden ‘soğuk’ renk diye adlandırılırlar.

Sıcak tonlu, güneş ışını, sarımsı renk tonları: Bu renklerle sıcaklık, Güneş anımsanır.

Soğuk tonlu, renk ailesi grimsi-mavimsi derinliği, maviyi, soğuk Denizi hatırlatır. 

Parlak ve Mat Renkler

 

     Canlı İlkbahar renkleri Sarı ve Kırmızının karışımı ve Beyazın verdiği aydınlatma elde edilir.

     Mat Yaz renkleri Ana renklerin Grinin bulanıklığının renklerle karışımı ile elde edilir.

     Buğulu Sonbahar renklerinin içinde Siyah bulanıklığının karışımı vardır.

     Parlak Kış renkleri için saf Sarı, Mavi ve Kırmızı kullanılır.

 

Renk ve Stil Danışmanlığı Eğitimi için Özel Fethiye Leyla İnanır Akademi

0252 614 00 04 ve 0552 514 10 04 telefonlarından bilgi alabilirsiniz!

GÜZELLİK UZMANLIĞI EĞİTİMİ – Skinoloji Eğitimi

GÜZELLİK UZMANLIĞI EĞİTİMİ - Skinoloji Eğitimi

GÜZELLİK UZMANLIĞI EĞİTİMİ

Skinoloji Eğitimi

Profesyonel, dürüst, ilkeli eğitim için; leyla İNANIR doğru seçim

Leyla İnanır 1992’den bugüne gelen tecrübesiyle her günün değişen koşullarında. Nişantaşı, Kadıköy, Ankara, Fethiye ve Antalya’ da ki şubelerinde Güzellik Uzmanlığı Kursu’nda ve eğitiminde Estetisyenlikle ilgili sürekli kendini yenileyerek; daha iyi eğitim ve hizmet vermektedir. Uluslararası deneyim ve kalitesini kozmetik, güzellik ve bakım sektörü ile ilgili hizmet, gelişim ve eğitim sunan, her biri kendi dalında uzman ve akademik kariyerleri olan uzman öğretmenlerle çalışan bir kurumdur. Sürekli olarak yurt dışıyla bağlantılı uluslararası eğitmenleri Türkiye’de düzenleyen tek Güzellik Uzmanlığı kursu olarak, INCI (Skinoloji), Anti-Aging, satış ve pazarlama, Hipnotik İş Geliştirme seminerleri ile bu sektöre girecek olan kursiyerlerimizin en iyi eğitimi almalarına ve daha sonra işletmelerini en üst seviyeye getirmelerine rehberlik edilmektedir. Türkiye’ de tek Skinoloji (aktif içerik maddeleri) eğitimi veren kurum olmakla birlikte kursiyerlerin aldıkları eğitim sonrasında Güzellik Uzmanlığı Belgesinin dışında Skinoloji Sertifikası verilerek, daha üst bir kademede mezun olmaları sağlanmaktadır. Tek Bionome ürün olan Dr. Baumann ile uygulama yapan kursiyerler, en son teknolojik ürünleri kullanarak insan sağlığını korumaktadır. Bionome ürün ise: Kimyasal katkı maddesi, Kimyasal UV filtreleri, Kimyasal boya maddesi, Koku (parfüm), Mineral yağ, Oksijen ve Hayvansal madde içermeyen, aynı zamanda Gereksiz ambalajlama kullanmayan çevre, doğa ve insan dostu ürünlerdir. Bunlara karşılık Çok Katmanlı Lipozomlar ve en değerli bitkisel yağlar kullanılır. Reklam ve satış odaklı değil, tamamen sonuç ve müşteri memnuniyeti odaklıdır.

 

Kurum olarak kendi salonumuzla birlikte son tüketici gurubuna hitap ederek, kursiyerlerin de bu deneyimlerimizden faydalanmalarını sağlamaktadır. Kursa katılmak isteyen kursiyer adayları 2 gün misafir kursiyer olarak derslere katılma hakkına sahiptirler. Yabancı uyruklu veya yurt dışından kursumuza katılmak isteyen kursiyer adaylarına da her türlü imkanı sağlamaktadır. Eğitim ve öğretimde temel dayanak noktalarımızı öğrenmeyi öğrenmek, disiplin, takım çalışması, yaratıcılık ve ideali aramak kavramları oluşturuyor.

 


Ayrıca T.C. MEB Leyla İnanır Güzellik Uzmanlığı Kursunda yüzlerce kişi ücretsiz eğitim alarak sektöre kazandırılmış birer uzman olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Özellikle özel seçilen bu kursiyerler okuyamamış maddi durumları kötü ya da kurumlardan araştırılarak ihtiyacı olanlara bu imkanlar verilmektedir. Leyla İnanır, eğitim sektöründe uluslararası referans noktasıdır. Güzellik Uzmanlığı Eğitimi adına Türkiye’ de ilk defa uluslararası bir paylaşım gerçekleşmiş ve Fransa Kozmetoloji Okulundan stajyer öğrenciler eğitimlerimize katılarak 3 aylık stajyerlik eğitimlerini kurumumuzda tamamlamışlardır.

Hedefimiz bu alanda yetkin ve kendine güvenen, çok boyutlu ve bağımsız düşünce yeteneği donanmış, toplumsal sorumluluk bilincine sahip bireyler yetiştirmek ve üretilen bilgilerin tüketicilere yayılmasına katkıda bulunmaktadır. Verdiğimiz eğitim satın alınamayacağı gibi sadece öğretmek ve öğrenmek isteyenlerin buluştuğu doğru adrestir….  

LEYLA İNANIR SKINOLOJI AKADEMİLERİ

 

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!

Türkiye’de, çalışan kadınların yüzde 14’ ü işyerinde tacize uğruyor. İngiltere’de ise kadın milletvekilleri parlamentoda cinsel ayrımcılık içeren sözlü saldırılara maruz kalıyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi ve Açık Toplum Enstitüsü’nün katkılarıyla yapılan bir araştırma, kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları olumsuzlukları gözler önüne serdi.
Kadına karşı şiddet, en yaygın ve sık olarak rastlanılan kadının insan hakları ihlallerindendir Yakın zamanlara kadar, kadına karşı şiddet konusuna uluslararası insan hakları mücadelesi gündeminde fazlaca bir yer verilmemiştir. Bu durum Türkiye’ye de yansımıştır. Türkiye’de kadının aile içindeki hakları ve statüsü konusunda bilgi eksikliği ve özellikle de aile içi şiddete ilişkin sistematik veri eksikliği vardır.

Kadına karşı şiddetin, özellikle de aile içi şiddetin, kadın erkek ilişkilerinde eşitliğin sağlanması ve özel ve kamusal alanlar arasındaki uçurumun kapatılması için çözümlenmesi gereken temel konu olduğunu düşünüyoruz. Özel alandaki hak ihlalleri, özellikle de çeşitli tür ve biçimleriyle şiddet, kadınların kamusal alana çıkması önündeki en büyük engellerden biridir. Ankara’da yapılan bir araştırmada konuştuğumuz kadınların %90’ ı kocalarının kendilerine psikolojik şiddet uygulayarak bağırdıklarını, hakaret ettiklerini, aşağıladıklarını, küfür ettiklerini;
%40’ ı kocalarının kendilerine fiziksel şiddet uygulayarak tokat, tekme, dayak, bıçak veya silahla saldırdıklarını;
%15’ i kocalarının kendilerini istemedikleri halde cinsel birleşmeye zorladıklarını belirttiler.
Dolayısıyla da kuruluşumuzda önümüze koyduğumuz ilk somut hedef, aile içi şiddete karşı etkin bir yasal mekanizmanın oluşturulması oldu. Türkiyeli kadın örgütleriyle işbirliği içinde yürütülen bu çalışma 4320 sayılı Aileyi Koruma Yasası’yla noktalandı.
Şiddete karşı diğer kadın örgütleriyle birlikte yürüttüğümüz diğer çalışmalar şu genel başlıklar altında toplanabilir:
Namus suçlarını, namus cinayetlerini protesto kampanyaları
Dayağa karşı kampanyalar
Gözaltında tecavüzlere ve devlet kaynaklı cinsel şiddete karşı kampanyalar
Tecavüz mağdurlarının seks işçileri olmasını hafifletici neden sayan yasanın iptali kampanyası
Bekaret kontrolünü protesto kampanyası
Türk Ceza Kanunu’nu değiştirme çalışmaları
Şu anda Türkiye’de kadına karşı şiddet bağlamında öncelik taşıyan konular şunlar:
Namus suçları, namus cinayetlerinin engellenmesi, suç olarak tanımlanması ve suçu ağırlaştırıcı neden sayılması
Tecavüz, cinsel taciz, evlilik içi tecavüz, aile içi cinsel istismar fillerinin suç olarak tanımlanması ve cezalandırılması
Devletin bağımsız kadın sığınaklarının desteklemekle yükümlü kılınması, bağımsız sığınaklar açılmasını engelleyen yönetmeliklerin kaldırılması..

Şiddete Uğrarsanız, Arayın!
Kadınla yönelik şiddetle mücadele eden kadın örgütleri, belediyelerin danışma merkezleri, baroların kadın hakları komisyonları, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı aile danışma merkezleri rehberi… Şiddette uğramamanız dileğiyle…

Bizde Leyla İnanır Ailesi olarak KADINA KARŞI ŞİDDETE SON diyenlerdeniz ve bu oluşumun destekçilerindeniz. Siz de etrafınızda bu şekilde şiddete maruz kalanlara arkanızı dönmeyin ve hemen yetkili mercilere haber verin, unutmayalım ki,

”Asla Kadınları Küçümseme, Saygı Duy! Çünkü O Hem Seni Dünyaya Getiren Hem de Cennete Ulaşman İçin Var olan Kutsal Bir Geçittir…”


“Alo 183” Sosyal Hizmetler Kadın ve Özürlüler Çağrı Merkezi. Alo 183’le illerdeki SHÇEK Aile Danışma merkezlerine ulaşmak mümkün.

Adana

Çukurova Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma Merkezi
Tel: 0 322 338 60 84/23 08

Kır çiçeği Kadın Derneği
Küçük Dikili beldesi, Seyhan
Tel: 0 536 734 39 26
e-posta:dikilikircicegi@yahoo.co.uk

Adana Barosu Kadın Hukuku Komisyonu
Tel: 0 322 351 21 21 – 0 322 359 49 88

Adıyaman

Kadın Merkezi (KA-MER)
Atatürk Cad. Havuzbaşı Apt.
Kat:2 No: 1 Belediye karşısı
Tel: 0 416 213 42 21

Ankara
Kadın Dayanışma Vakfı
Mithatpaşa Cad. No:10/11, Sıhhiye
Tel: 0 312 430 40 05 – 0 312 432 07 82
e-posta: kadindv@yahoo.com.tr

KIRK ÖRÜK Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kooperatifi
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, 14/4 Kızılay

Ankara Barosu Kadın Hakları Kurulu
Tel: 0 312 311 51 15

Antalya
Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi
Şarampol Cad. 106. sok. Sezer apt. no:2/4
Tel: 0 242 248 07 66
e-posta: hicrankarabudak@hotmail.com

Balıkesir
Küçükkuyu Kadın Dayanışma Merkezi
Tel: 0 286 752 68 63 – 0 286 217 18 20

Batman
Kadın Merkezi(KA-MER)
Aydın Aslan Cad. Pınarbaşı Mah. No: 61
Tel: 0 488 213 96 77 Fax: 0 488 214 73 49
e-posta: batmankdm@hotmail.com – batmankdm@yahoo.com

SELİS
Belde Mah. 3245 sok. Şevket Başak Cami bitişiği
Tel: 0 488 221 05 24
e-posta: batselkadin@mynet.com

Bingöl
Kadın Merkezi (KA-MER)
Saray Mah. İşgören Otomotiv yanı
Temel yapı karşısı Düzağaç
Tel-fax: 0 426 214 50 01
e-posta: kamerbingol@superonline.com

Çanakkale
Kadın El Emeğini Değerlendirme ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)
Cevatpaşa Mah. Celal Atik Sok. Kent Apt. K.1 D.2
Tel: 0 286 217 06 03
e-posta: elder17@mynet.com

Diyarbakır
Kadın Sorunları Merkezi (DİKASUM)
Gazi Cad. Ulu cami yanı, eski belediye binası,
kat: 2 No: 2 Balıkçılar başı
Tel: 0412 228 56 84

Yenişehir Belediyesi Kadın Eğitim- Psikolojik Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi (EPİDEM)
Vilayet arkası lise Cad. Şanlı Apt. No:7
Tel: 0 412 223 51 20
e-posta: epidem@mynet.com

Başak Kadın Kooperatifi Girişimi
Selahattin Eyyubi Mah.
Aydın Arslan bulvarı
Yılmazoğulları Apt. No:1
Tel: 0 412 237 46 39
e-posta: basak_diyarbakir@mynet.com

Kardelen Kadın Evi
Hatboyu Cad. Tüm memurlar sitesi
A blok No: 1-2 Bağlar
Tel: 0 412 233 83 90
e-posta: kardelenkadinevi@mynet.com

Kadın Merkezi (KA-MER)
Tel: 0 412 228 10 53

Selis Kadın Danışmanlık Merkezi
Kurt İsmail paşa 7. sokak orkide Apt. 1/3 ofis
Tel: 0 412 224 77 28
e-posta: seliskadin@mynet.com

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi
Tel: 0 412 224 44 41

Elazığ
Kadın Merkezi (KA-MER)
İzzet Paşa Camii Arkası
Polatlar-2 İş Merkezi Kat:4 No:4
Tel: 0 505 229 98 53

Giresun
Giresun Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Tel: 0 454 516 33 35

Hakkari
Kadın Merkezi (KA-MER)
Kayacan Cad. Özel İdare Karşısı
Cindioğlu Apt.1/1

İstanbul
Küçükçekmece Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 212 411 07 77 /Beyaz Masa

İstanbul Kadıköy Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 216 414 38 61

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Tel: 0 212 292 52 31

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi
Kuloğlu mad. Turnacıbaşı Sok. Fikret Tuner İşhanı,
no:55/57 K. 2 Beyoğlu
Tel: 0 212 245 45 93 – 0 212 245 45 94
e posta: lemanyurtsever@hotmail.com

Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
Tel: 0 212 251 58 50 – 0 212 251 58 51

Şahmaran Kadın Merkezi Ümraniye
Tel: 0 216 573 74 33

İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi

Tel: 0 212 292 77 39 / 293 00 45 (Avrupa yakası)
Tel: 0 216 414 68 53 / 414 68 43 (Anadolu yakası)

İzmir
Bornova Belediyesi Kadın Danışma Merkezi
Tel: 0 232 461 47 94

Ege Kadın Dayanışma Vakfı (EKDAV)
Tel: 0 232 446 32 23

Karşıyaka Kent Meclisi Kadın Dayanışma Merkezi
Tel: 0 232 330 58 18- 0 232 368 22 74

Aliağa Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 232 616 19 80 Dahili:42

İzmir Barosu Kadın Komisyonu
1456 Sokak No:16 Barohan K:6, Alsancak
Tel: 0232 463 00 14

İzmir Barosu Aile İçi Şiddete Karşı Çalışma Grubu
1456 Sokak No:16 Barohan K:3/309
Merkez: 0 232 463 00 14 Dahili: 247
Grup: 0 232 465 34 25

İzmit
Kadın Sığınağı
Tel: 0 262 322 17 91 – 0 262 322 39 82

Karabük
Karabük Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Tel: 0 370 424 26 13

Kars
Kadın Merkezi (KA-MER)
Yusufpaşa Mah. Gazi Mahmutpaşa Cad.
İş Bankası karşısı No: 70

Mardin
Kadın Merkezi (KA-MER)
Yeni kent Cad. Atilla Apt.
Kat:1 No: 3 Yenişehir
Tel- fax: 0 482 212 23 53
e-posta: mardinkamer@superonline.com

Kızıltepe Kadın Merkezi (KADMER)
Cumhuriyet Mah. Hastane Cad.
Öğretmenler Lojmanı Zemin Kat Kızıltepe
Tel-fax : 0 482 312 53 31

Malatya
Kadın Merkezi (KA-MER)
İstemiye Mah. Bölükemin 2.sok
Yaşar Kardeşler iş merkezi 2/40
Tel: 0 505 641 59 54

Manisa
Manisa Barosu Kadın Hukuku Komisyonu
Tel: 0 231 231 36 64

Mersin
Bağımsız Kadın Derneği Danışma Merkezi
Tel: 0 324 336 50 92

Mersin Barosu Kadın Hukuku Komisyonu:
Tel: 0 324 231 31 27 / 0 324 231 19 65

Ordu
Ordu Barosu Kadın Hakları Komisyonu:
Tel: 0 452 233 12 30

Samsun
Samsun Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Tel: 0 362 432 14 45 / 431 15 61 / 431 39 70

Şanlıurfa
Kadın Merkezi (KA-MER)
Bahçeli evler Mah. 11.Sokak Marmara Apt. No:2
Tef : 0 414 313 95 56
e-posta: m_evin@mynet.com

Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği
Bahçelievler Mah. 8.sok Yılça Apt Kat.2, No:5
Tel: 0 414 315 17 25
e-posta: yasam_evi@yahoo.com – yasam_evi@hotmail.com

Şanlıurfa Barosu Kadın Komisyonu:
Tel: 0 414 313 28 28

Tunceli
Anafatma Kadın Derneği
İtfaiye binası yanı no:1
Tel: 0 428 212 26 78
e-posta: ana_der@mynet.com

Van
Kadın Derneği (VAKAD)
Sihke Cad.100. Yıl Is Merkezi
B Blok 1 / 6
Tel: 0 432 214 90 15

Van Kadın Derneği Kadın Danışma Merkezi
Sihke Cad. 100. Yıl İş Merkezi A Blok 2 /49
Tel: 0 432 214 45 87 fax: 0 432 214 62 97
e-posta: vankadindernegi@hotmail.com
www.vakad.org

Leyla INANIR Das Institut ve Skinoloji Akademileri

IŞIK VE RENK TERAPİSİ

IŞIK VE RENK TERAPİSİ

 

Kromoterapi – İlkbahar güneşi altında taze mor menekşeler üstünde parıldayan pırıltılı sarı fulyaları gördüğümüzde kalplerimiz açılır ve kendimizi daha enerjili ve mutlu hissederiz. Gün batımını okyanus kenarında oturup seyrettiğimizde, ışık solmaya başlarken sarının turuncuya sonra pembe ve mora doğru dönüştüğünü görüp kendimizi huzurlu ve rahatlamaya hazır hissederiz; sarı ve mor gün için, sarı ve pembe gece için. Bunlar vücudumuzun istediği tamamlayıcı renklere örnekler, bunları sağlıklı ve pozitif bir yaşam sürdürmek için kullanırız.
Renk ve ışık ile doğa bize bedenlerimizi ve ruhlarımızı var etmemiz adına sağlığımız ve mutluluğumuz için en güçlü araçlardan birini verir. Renk bizi yakalar, titreşimleri bizi kendine çeker, titreşimleriyle de vücudumuzda çınlar. Enerjimizi denklemek istersek bizi titreşimleri ile besler, içimizi uyum ve esenlik hissi ile doldurur.
Renklerle tedavi ya da renk terapisi, Mısır’daki Heliopolis, İran, Hindistan ve Çin gibi antik zaman şehirlerinde de tanınmış ve kullanılmış bir yöntemdir.
İyileştirme pratiklerinde ışığın kristaller yoluyla parıldaması da kullanılıyordu. Bu özelliklerin tanınması yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Işık Renk Terapisi organizmaların bütünsel ruhları üzerinde önemli bir etkiye ve role sahiptir. Renk terapisi, renklerin ve ışığın bütünsel bir esenlik hissi vermeleri için kullanıldığı doğal ve alternatif bir tedavi şeklidir.
Renk en saf şekilde, yani enerji halinde ışık ile taşınır ve genellikle hareket halindedir. Bu enerji şeklinin daha yoğun bir hali giydiğimiz kıyafetlerde, yediğimiz yemeklerde ve görülebilir çevremizde algımıza dayalı olarak doğa ve nesneleri renklerini nasıl gördüğümüzdedir. Doğada ve yaşamımızda gördüğümüz her şey bu görülebilir gökkuşağı tayfından etkilenir ve renklenir. Bunlar ışın taşıdığı ve farklı kombinasyonlar ve gölgelemelerle damıtılabilen yedi ana renktir.
Renk Işık Terapisinin Prensipleri:
Sıcak renkler kırmızı, turuncu ve sarıdır, soğuk renkler ise gök mavisi, çivit ve mordur.
 Yeşil, renklerin manyetik ısınmasının ve elektronik soğumasının büyük bir dengeleyicisidir. Işık ile çevrelenmişizdir ve bize güneş tarafından sunulan görülebilir tayf dahilinde yaşamımızda onunla etkileşim kurarız. Işık bizim enerji alanımızın her hareketini, yaşamı destekleyerek, uyum ve doğal denge hali yaratarak etkiler.  
Ruhsal seviyede renklere daha yakından baktığımızda:

·   Kırmızı– enerji, cinsellik ve yaratıcı güç ile ilişkilidir.

·   Turuncu– Duygularımızla bağlantılıdır.

·   Sarı– kendimize değer hislerimizle bağlantılıdır.

·   Yeşil– aşk ve uyumun merkezindedir.

·   Turkuaz– şehvet, cömertlik ve sıcak hislerle bağlantılıdır.

·   Mavi– yaratıcı dışa vurumun merkezindedir.

·   Magenta– sonsuz ruhani benliktir.

·   Mor– açıklık ve sezgidir.

 
Magenta, renk ve ışığın bizimle bağlantısı açısından en açık bağlantıdır. Öyle ki güneş ışığı aldığımızda mutlu ve enerjik hissederiz, kışın ise güneş ışığı eksikliğinde “Mevsimsel Bozukluklar” gibi durumlarla karşı karşıya gelebilir,
Çok az insan lambaların ve florosan ışıklarının kandaki kalsiyum seviyesini düşürdüğünden zararlı olduğunun farkındadır. Bununla mücadele etmek için lambalarınızı ve florosan ışıklarınız tam tayf ışıklılarıyla değiştirebilirsiniz.
Işığı Günlük Yaşamımızda Kullanma
Renklendirilmiş ışık, tedavide renk kullanımın en güçlü yoludur. Bu tedaviler genellikle yetenekli ve eğitimli renk pratisyenleri tarafından yapılır. Renk/ışık terapisi tamamlayıcı tıpta ruhsal, duygusal ve fiziksel hastalıkların iyileştirilmesinde kullanılır. Kilit nokta bedeni yeniden dengelemektir ve ışık ile renk bu süreç için çok iyi araçlardır. On yıldan uzun süredir bu sistem gittikçe gelişmekte ve genişlemektedir, öyle ki esenlik uzmanları, kineziyolojistlere, akupunktur uzmanlarına, bütünsel estetikçilere ve hemşireler ve ev uygulamaları ile ilgilenenlere fayda sağlamaktadır.
Renk/Işık Tedavisi
Omurganızı rahatlatacak şekilde oturun ya da uzanın. Normal ve doğal olarak nefes alın. Bir insan bir ya da daha fazla ışığa maruz kalabilir ya da belirli özellikleri olan birini seçebilir.

·   Kırmızı- canlılık ve enerji getirir

·   Turuncu- mutluluk getirir

·   Sarı- nesnellik ve entelektüel güç getirir

·   Yeşil- temizlik ve denge

·   Turkuaz- iyileştirici ve rahatlatıcı özellikleri vardır

·   Mavi- rahatlık ve huzur verir

·   Mor- Kendine değer, özgüven ve rahatlık verir

·   Magenta- iyileştirici özelliklere ve rahatsız edici düşüncelerden uzaklaştırma gücüne sahiptir.

Renk ve ışık terapisiyle kendimizi tedavi etmeye her karar verişimizde, zihnimi dinlendirir, enerjimizi yeniden dengeler ve mükemmel deneyimlerle kendimizi iyileştiririz.

 

SAĞLIKLI VE MUTLU BIONOME GÜNLER

Leyla İnanır

IPL Nedir?

IPL Nedir?

Son yıllarda gelişmiş teknolojinin kozmetik dermatolojiye kazandırdığı en büyük yeniliklerden birisi de IPL Lazer sistemidir. Çok yoğun bir doğal ışık flaşı yayar. Bu flaş kızılötesi (IR) ve morötesi (UV) ışınları uzaklaştırmak için filtre edilir. Böylece gereksiz ve sakıncalı dalga boyları elimine edilmiş olur. Bu şekilde geriye kalan spektrum melanini hedef alır.

Tüyleri nasıl yok eder?
Yoğun seçici ışınlar cilde nüfuz eder ve tüylerdeki melanin tarafından emilir. Bu emme sayesinde tüy ısınır ve bu ısı tüyün besleyici yapısına (Folikül) naklolur. Bunun sonucu olarak bir milisaniye (dakikanın binde biri) için 700C ‘ye kadar çıkan sıcaklık sayesinde folikül ölür. Yüzlerce kıl folikülünün her biri yok edilir ve tüyler 1-2 hafta içeresinde dökülürler.

Her cilt ve tüy tipine uygulanabilir mi?
Tüy ne kadar koyu renk olursa (melanince daha zengin) sonuç o kadar başarılı olur. Açık renk ve ince tüyleri elimine etmek daha zordur.

Epilasyon yapılacak bölgeyi traş etmek neden gereklidir?
Tıraş, deri yüzeyindeki enerji harcamasını engellemek için gereklidir. Eğer tüyler uygulamadan önce tıraş edilmezse verim kaybı ve yüzeysel yanık riski gerçekleşecektir.

Neden jel kullanmak gereklidir?
Kullanılan jel, optik indeksi 1,3 ve 1,5 arası olan bir optik jeldir. Bu jel; Yansıma dolayısıyla oluşan kayıpları minimize ederek, aplikatör tarafından cilde yayılan ışığın mükemmel geçirimini sağlar. Optik indeksteki değişikliklerin (havadan geçimi esnasında) neden olduğu istenmeyen cilt ısınmalarını azaltır.

Acı verici bir uygulama mıdır?
Acı duyumu kişiden kişiye değişmekle beraber ciltteki melanin yoğunluğu, tüy uzunluğu ve tüy yoğunluğu gibi faktörlere bağlıdır. Bu yüzden cilt ne kadar koyu renkli ise, acı o kadar fazladır. Genellikle acı hissi, bir paket lastiğinin cilde vurulup çekilmesi hissi kadardır. Unutulmamalıdır ki acı hissi veya karıncalanma hissi seanstan 1-2 saat sonrasına kadar sürebilir.


İşlem neden aplikatöre bastırılarak yapılır?
Aplikatöre bastırılarak yapılan uygulama deri yüzeyinden, tüy folikülüne olan mesafeyi azaltır. Bastırılmadığı taktirde ışığın geçmesini engelleyebilecek olan kan dolaşımını sıkıştırır. Bu şekilde hem sonuca daha iyi yaklaşırken hem de kullanılan enerji düşer.

Yan etkileri var mıdır?
Şüphesiz ki, uygulama yapılan bölgelerde kızarıklıklar, bölgesel ödem veya kabarıklıklar olabilir. Bu etkiler seans bitiminden birkaç saat sonra kaybolur. Ama çoğu uygulamalarda yan etkilere rastlanmamaktadır. Nadir olarak, eğer gerekli önlemler alınmamışsa, geçici olarak pigmentasyon değişikliklerine yol açabilir. (hipo-pigmentasyon veya hiper-pigmentasyon)

Uygulamanın etkili olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
Çoğu uygulamalarda gözle görülebilen etkiler yoktur. Seansın hemen ardından tüyleri bir cımbız yardımıyla almak mümkündür. Eğer cildi çekiştirmeye gerek duyulmadan tüyler alınabiliyorsa bu etkili olduğunun kanıtıdır. Aynı şekilde eğer, kılların çıkış yerlerinde kabartı veya kızarıklık meydana gelirse bu da seansın başarılı olduğunu göstermektedir.

IPL seansından sonra normal aktivitelere devam edilebilir mi?
Seansın hemen ardından normal yaşama dönülebilir. Sakınılması gereken tek unsur güneştir. Mümkünse güneşe çıkmamak, çıkılması gereken durumlarda etkili bir güneş koruyucu kullanmak gerekir. Eğer cilt hassassa nemlendirici veya yatıştırıcı krem uygulanabilir.

Neden tüyler dökülmeden önce belirli bir zaman geçer?
Seansın ardından, tüy kendini besleyen kısımdan kopmuştur fakat hala kını içindedir. Epidermisin yenilenmesi süresince kınından zamanla ayrılır. Bu yüzden 1 ila 3 hafta boyunca tüy büyüyormuş gibi görünebilir. (Seanstan 10-15 gün sonra yapılacak hafif bir peeling tüy dökümünü hızlandırır. )

Neden birden fazla seansa ihtiyaç duyulur?
IPL tarafından yayılan ışıklar sadece büyüme evresindeki tüylerde etkilidir. İstatistiklere göre uygulama yapılan bölgedeki tüylerin yaklaşık %20 ‘si herhangi bir zamanda büyüme evresindedir. Birden fazla seansa gerek duyulmasının sebebi budur. Ayrıca, dinlenmede olan kıl folikülleri yaş ve hormonal değişiklikler sebebiyle aktif hale geçebilir. Bu yüzden kişiye bağlı olarak koruma seanslarına gerek duyulabilir.

Kaç seans gereklidir?
Kaç seansa gerek duyulacağı tüyün rengine, yerine, tüylerin büyüme döngüsü uzunluğuna, kişinin genetik faktörlerine ve uygulama yapılan bölgeye göre değişir. Bu yüzden kesin bir sayı vermek zordur. Ancak ortalama olarak 6- 8 seansın iyi sonuçlar verdiği kabul edilmektedir.

Diğer tüy giderme metotları içinde IPL ‘in yeri nedir?
Bütün geleneksel metotlar (cımbız, ağda, tüy dökücü krem vs.) geçici çözümler sağlar. IPL ise uzun süreli sonuçlar sağlar.

Lazer uygulamasından farkı nedir?
Lazerde tek bir dalga boyu kullanılır ve teorik olarak tek bir tüy ve cilt tipine uyar. IPL’ in geniş spektrumu sayesinde değişik tipte cilt ve tüylere uygulama yapılabilir. Bu sebeple IPL kullanım açısından lazere göre daha esnektir IPL tekniği (Intenses Pulsed Light), lazer teknolojisinin sürekli olarak gelişmesi ile ortaya çıkmıştır. Yüksek enerjili empülsiyona sahip bir flaş ışığı elde etmek için burada da lazerle bağlantılı bir ışık demeti kullanılır. Alışılmış lazer ışınının aksine IPL teknolojisi kişiye özel deri özelliklerine algılayabilir ve bu nedenle çok daha az yan etkiye sahiptir. Özel etki mekanizması sayesinde (deri üzerinden de tüy köküne doğru) lazerli epilasyonun aksine (sadece tüyün üzerinden tüy köküne) her türlü tüy ve deri tiplerine tedavi uygulanabilir.

SAGLIKLI VE MUTLU BIONOME GUNLER
Leyla INANIR Skinoloji Akademileri

HÜCRENİN YAPISI

HÜCRENİN YAPISI

CANLILIK HÜCREYLE BAŞLAR:

1- Canlıların Ortak Özellikleri:
Çevremizdeki varlıklar canlı ve cansız varlıklar olarak iki grupta toplanırlar.
Cansız varlıklar katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerden oluşur.
Canlı varlıklar insanlar, hayvanlar ve bitkilerden oluşur. Canlı varlıkların tamamında görülen özelliklere canlıların ortak özellikleri denir. Bütün canlılarda görülmeyen özellikler ise ortak değildir. (Fotosentez yapma, yer değiştirme, iskelete sahip olma…).


Canlıların Ortak Özellikleri Şunlardır;
1- Hücrelerden oluşma.
2- Beslenme.
3- Büyüme ve gelişme.
4- Hareket etme.
5- Solunum yapma.
6- Boşaltım yapma.
7- Çoğalma yani üreme.
8- İrkilme yani tepki verme.

2- Hücrenin Yapısı ve Görevleri:
Bir canlıyı oluşturan en küçük yapı birimine hücre denir. (Bir canlının canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimine hücre denir).
Doğada yaşayan canlıların tamamı hücrelerden oluşmuştur. Canlılardan bazıları tek bir hücreden, bazıları da çok sayıda hücreden oluşmuştur. Her canlıyı oluşturan hücrelerin sayısı ve büyüklüğü aynı değildir. Canlıyı oluşturan hücrelerin görevlerine göre şekli ve büyüklüğü farklı olabilir. (Bilinen en küçük hücre, bakteridir. En büyük hücre deve kuşu yumurtasının sarısı, en uzun hücre de yaklaşık 1 m uzunluğunda olan sinir hücreleri örnek olarak verilebilir).
Hücre gözle görülemez, mikroskopla incelenir. Mikroskopla canlıları ilk inceleyen bilim adamı Lövenhuk’ tur. (16.yy da terzilik yaparken büyüteçte kumaşları incelerken mikroskobu bulmuştur). Lövenhuk incelediği göl suyunda tek hücreli canlıları görmüştür.
Hücre ilk defa 1665 yılında İngiliz bilim adamı Robert Hook tarafından bulunmuştur. Robert Hook şişe mantarını incelerken gördüğü boş odacıklara (bal peteği şeklinde) hücre adını vermiştir.

Hücrenin İç Yapısı
a) Hücre Sayısına Göre Canlı Çeşitleri:
Doğada yaşayan canlıların tamamı hücrelerden oluşmuştur. Canlılardan bazıları tek bir hücreden, bazıları da çok sayıda hücreden oluşmuştur. Bu nedenle canlılar hücre sayısına göre tek hücreli canlılar ve çok hücreli canlılar olarak iki grupta toplanırlar.

1- Tek Hücreli Canlılar:
Tek bir hücreden oluşan canlılara tek hücreli canlılar denir. Bakteriler, amip, mantarlar, öglena, terliksi hayvan (paramesyum) ve mavi – yeşil algler tek hücreli canlılardır.

2- Çok Hücreli Canlılar:
Çok sayıda hücreden oluşan canlılara çok hücreli canlılar denir. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler çok hücreli canlılardır. Çok hücreli canlılarda dokular bulunur).

b) Hücre Çeşitleri:
Hücreler gelişmişlik düzeyine göre prokaryot (ilkel) hücreler ve ökaryot (gelişmiş) hücreler olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Prokaryot (İlkel) Hücreler:
En basit yapılı hücrelerdir. Prokaryot hücrelerde çekirdek zarla çevrilmemiştir ve kalıtsal madde (DNA) sitoplazma içinde dağınık haldedir. Prokaryot hücrelerde hücre zarı, sitoplazma ve zarsız organel olan ribozom bulunur. Ribozom dışında organelleri bulunmaz. Bakterilerin ve mavi – yeşil alglerin (su yosunlarının) hücreleri prokaryot hücredir.

2- Ökaryot (Gelişmiş) Hücreler:
Çekirdeği ve organelleri zarla çevrilmiş olan hücrelere ökaryot (gelişmiş) hücreler denir. Ökaryot hücreler hücre zarı, sitoplazma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan oluşurlar.
Bazı tek hücreli canlıların, mantarların, bitkilerin, insanların ve hayvanların (çok hücreli canlılar) hücreleri ökaryot hücredir.

c) Hücrenin Görevleri:
Canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için yaptığı beslenme, solunum, dolaşım, boşaltım, sindirim, üreme, büyüme, gelişme, gibi faaliyetlere yaşamsal faaliyetler denir. Canlılarda gerçekleşen yaşamsal faaliyetlerin tamamı hücre tarafından yapılır. Yani hücrenin görevi, yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirmektir.

d) Hücrenin Yapısı:
Hücre dıştan içe doğru hücre zarı, sitoplazma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan oluşur.

LEYLA INANIR SKINILOJI AKADEMILERI

Hayvanlar Üzerinde Deney Yapan Kozmetik Firmaları

Hayvanlar Üzerinde Deney Yapan Kozmetik Firmaları

 Kozmetik endüstrisinin her gün piyasaya sürdüğü yığınla kozmetik ürünün, yıllar içinde milyonlarca hayvanın yaşamına sebep olduğunu unutmamalıyız! Kozmetik ürünlerin bileşenleri olabilecek yeni maddeler için genellikle tavşanlar ve kemirgenler üzerinde vahşi deneyler düzenleniyor. Bu maddeler zehirlilik, deri ve göz tahrişleri, deri alerjilerine yol açma, kalıtsal bozukluğa ve kansere neden olan özellikler bakımından test ediliyor. Bu ve buna benzer pek çok örnekte insan dışı hayvanların, insanların süslenmeleri uğruna acı içinde öldürüldüklerini görüyoruz. Tabii bu durum kamuoyunun gözlerinden uzak köşelerde yapıldığı için kimse görmüyor; göz görmeyince de vicdan umursamıyor.

Kozmetik Endüstrisinin Uyguladığı Hayvan Deneyi Yöntemleri
Draize Testleri
Draize göz tahriş testleri, ilk olarak 1940’larda, ABD Gıda ve İlaç İdaresi çalışanlarından J.H. Draize’ in, tavşanların gözlerine sıkılan bir maddenin ne kadar tahriş edici olduğunu belirleyen bir derece geliştirmesiyle kullanılmaya başlandı.
Bu testlerde hayvanlar genellikle sadece başlarını dışarıda bırakan aletlere sıkıştırılıyor. Böylece hayvanın gözünü kaşıması ya da ovuşturması engelleniyor. Test edilmek istenen madde (örneğin, göz farı, rimel, çamaşır suyu, şampuan vb.) her bir tavşanın tek bir gözüne damlatılıyor/sürülüyor. Hayvanların alt göz kapağı dışarı çekiliyor ve böylece oluşan çanağa madde konuyor. Sonra göz kapatılıyor. Bazen birkaç kez madde tatbik ediliyor. Tavşanlar her gün gözlemlenerek, gözlerinde şişme, çıban, enfeksiyon ve kanama olup olmadığı saptanıyor. Çalışmalar bazen üç hafta sürebiliyor.

Bazı maddeler o kadar ciddi bir hasara yol açıyor ki, tavşanların gözleri bütün temel niteliklerini kaybediyor. İris, gözbebeği, kornea tek bir patolojik dokuya benzemeye başlıyor. Araştırmacılar testin sonucunu etkilememek koşuluyla bazen az miktarda topikal anestezi uygulayabiliyorlar. Bunun, iki hafta boyunca gözüne kimyasal madde damlatılmış bir hayvanın acısını azaltması mümkün değil.


LD 50 (Lethal Dose – Yüksek Doz) Testleri

Bir maddenin ne kadar zehirli olduğunu belirlemek için “akut oral toksisite testleri” yapılmaktadır. 1920’lerde geliştirilen bu testlerde hayvanlara- ruj ve kâğıt gibi yenmeyen maddelerde olmak üzere- çok çeşitli maddeler ya zorla ya da boğazlarına soktukları bir tüple yediriliyor.
Standart testler 14 gün süreyle uygulanıyor, ama bazıları 6 ay bile sürebiliyor – tabii hayvanlar hayatta kalırsa. Deney süresince hayvanlarda kusma, ishal, felç, kasılma ve iç kanama gibi klasik zehirlenme semptomlarına rastlanıyor.
En bilinen akut toksisite testi LD 50 (Lethal Dose) testidir. LD 50, “yüzde 50 öldürücü doz”, yani deneye dahil edilen hayvanların yarısını öldüren madde miktarı anlamına gelmektedir


Bu dozu belirlemek amacıyla, örneklem olarak belirlenen hayvan grupları zehirleniyor. Genellikle, hayvanların yarısının öldüğü noktaya ulaşılıncaya kadar hepsi şiddetli derecede hastalanarak yoğun bir acı çekiyorlar. Oldukça zararsız maddeler söz konusu olduğunda bile hayvanların yarısını öldürecek konsantrasyonun belirlenmesinin iyi olacağı düşünülüyor ve muazzam miktarlarda madde hayvanlara zorla yediriliyor.
Deneyin tek amacı maddenin ne kadarının hayvanların yarısını öldüreceğini ölçmek olduğu ve ölmekte olan hayvanların acısına son vermenin deney sonucunu etkileyeceği için böyle bir uygulama da söz konusu değildir.
Sadece Amerika’da, ABD Kongresi Teknoloji Değerlendirme Dairesi’nin (OTA) yaptığı açıklamaya göre her yıl “birkaç milyon” hayvan bu toksikoloji testlerinde can çekişerek öldürülmektedir.

Dermal Toksisite Testleri
Dermal Toksisite Testleri’ nde, ciltlerine madde tatbik etmek amacıyla tavşanların kürkleri kazınıyor ve madde hayvanın cildine uygulanıyor. Tahriş olan yerlerini kaşımalarını önlemek amacıyla hayvanlar hareket edemeyecekleri kutulara sıkıştırılıyor veya bir boyunlukla bu engelleniyor.

Cilt kanayabiliyor, kabarabiliyor ve soyulabiliyor. 

Hayvan Deneylerinin Alternatifi Yok Mu?

Özellikle Amerika ve Avrupa’daki hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü hareketleri sonucunda çoğu kozmetik firması da alternatif deney yöntemlerini kullanmaya başlamışlardır. Bazı firmalarsa, (örneğin Procter & Gamble) sadece mevcut ürünlerini hayvanlar üzerinde test etmeyeceklerini açıklamaktadır. Oysa bu tür açıklamalar firmaların tüketici kitlesini kaybetmemek için yaptığı laf oyunlarıdır. Çünkü bu firmalar, içeriğini değiştirdiği ürünlerde veya piyasaya yeni süreceği ürünlerin testlerinde hayvanları kullanmaya devam etmektedir. Bugün hala hayvan deneyi yapmakta ısrar eden büyük kozmetik şirketlerinin neden bu konuda ısrarcı olduklarını net olarak bilemiyoruz.

Fakat hayvan deneylerinin Batı da başlı başına bir sektör olduğu ve bu sektöründe azımsanmayacak büyüklükte bir pazar payı olduğu düşünüldüğünde yine sebebin büyük olasılıkla para kazanma hırsından kaynaklandığını tahmin ediyoruz. Örneğin, Huntingdon Life Sciences, dünyanın en büyük ticari amaçlı hayvan deneyleri yapan kuruluşudur. Bu kuruluş pek çok kozmetik firmasına deneylerinde kullanması için hayvan sağlamaktadır.

Yasa Ne Diyor?

Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi, 2009 yılından itibaren kozmetik ürünler için hayvanlar üzerinde deney yapılmasını yasaklayan bir karar almıştır. Ama ne trajikomiktir ki, aynı kararda “bazı kozmetik ürünler için” bu sürenin 2113 yılına kadar uzatılabileceği de yer almaktadır. Bu da demek oluyor ki, piyasaya yeni sürülecek olan ve insan sağlığını tehdit edebilecek olan kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmesine devam edilecektir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın diğer ülkelerindeyse “hayvanların yaşam hakkına saygı” ve “etik” gibi değerler ne yazık ki, Avrupa Birliği ülkelerinden de geridedir.

Ülkemizde ise 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile bilimsel araştırmalar için hayvan deneylerine izin vermektedir.
 
Çok daha kötü fotoğraflar var ama onları eklemek istemedim. Çevremdeki insanlara hayvanlar üzerinde deney yapan firmaların ürünlerini kullanmamalarını söylediğimde “bir tek ben almasam ne olacak sanki” gibi tepkilerle karşılaşıyorum. Ürünlerinden çok memnun olduğum bir markanın hayvanlar üzerinde test yaptığını öğrendikten sonra o markanın hiçbir ürününü almama kararı aldım. Benim almamam hiçbir şeyi değiştirmez belki ama kullandığım ürünler yüzünden hiçbir hayvanın zarar görmediğini biliyorum en azından. Vicdanım rahat ediyor…

İŞTE ÜRÜNLERİNİ HAYVANLAR ÜZERİNDE TEST EDEN FİRMALARI GÖREBİLECEĞİNİZ BİR SİTE:

https://www.peta.org/living/personal-care-fashion/beauty-brands-that-you-thought-were-cruelty-free-but-arent/  

Şimdi diyoruz ki; elbette hayvanlar üzerinde test edilmesin ama asıl önemli olan katledilmiş HİÇBİR HAYVANSAL İÇERİK KULLANILMASIN!

Ürünlerinizi tercih ederken;

1-    Hayvanlar üzerinde test uygulamayan firmaları

2-    Hiçbir katledilmiş hayvan içerikleri kullanmayan firmaların ürünlerini tercih etmelisiniz.

 

Dr. Hakan İnanır

GÖZLE GÖRÜLEMEYEN TEHLİKE; ASLINDA ÇOK YAKINIZDA!

GÖZLE GÖRÜLEMEYEN TEHLİKE; ASLINDA ÇOK YAKINIZDA!

SERBEST RADİKALLER

Vücudumuzda kanser ve kalp gibi hastalıklar için bir savaş veriyoruz. Kontrol edilmesi gereken düşmanlardan biri de serbest radikaller. Serbest radikaller somatik hücrelere ve bağışıklık sistemine saldıran moleküllerdir. Antioksidanlar da bu serbest radikallerin etkilerini nötralize eden, kanser, kalp hastalıkları ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonlarını engelleyen moleküllerdir. Serbest radikal oluşumuna sigara, hebisit ve pestisitler, çözücüler, petrokimya ürünleri, ilaçlar, güneş ışınları, X-ışınları, hatta yiyeceklerde bulunana bazı bileşikler neden olur. Hatta ve hatta egzersizler de oksijen kullanımındaki artışla beraber serbest radikal oluşumuna neden olur.

SERBEST RADİKALE BAĞLI HASTALIKLAR

Serbest radikaller vücudun hastalıklara karşı direncini vücudu saran organizmaları yok ederek arttırır. Buna karşın fazla üretildiğinde vücuttaki bazı yerlerde hasara neden olarak hastalıklara yol açar. Serbest radikal reaksiyonlarının neden olduğu hastalıklarda giderek bir artış olmaktadır. Bu serbest radikal hastalıkları üç grupta toplanabilir:
1. genetiğe bağlı (Fanconi’s anemia, bloom syndrome)
2. çevresel bileşenler (iş hastalıkları, zehirlenmeler, virüs ve bakteriyel enfeksiyonlar)
3. hem genetik hem de çevresel (bronşial astım, diabetes mellitus, kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve diğerleri)
Serbest radikal hastalıklarına birkaç örnek aşağıda verilmiştir:
Yangı: Yangı sırasında serbest radikallerden çıkan oksijen, lökositler salınır. Bu işlem çoğunlukla koruyucu olmasına rağmen kontörsüz olursa zarar verir.
Mikropların Öldürülmesi:
 Vücutta sayısı artan mikroplar, lökositlerin fagolizozomları tarafından öldürülüp sindirilirler. Bu sırada reaktif süper oksitler ve hidroksil radikalleri oksidatif reaksiyonlar sonucu oluşur. Bu işlemler milisaniye’ lik kısa sürelerde olmasına rağmen kontrolsüz gerçekleştiklerinde toksik ve zarar vericidirler.
Oksijen ve Diğer Gazların Toksisiteleri:
Yüksek oksijen ve diğer gazlar maruz kalındığında canlılar için zararlı hatta bazı durumlarda öldürücüdür. Oksijenin hasara neden olan etkileri oksijen oluşturan serbest radikallerin ya da diğer serbest radikal ara ürünlerinin hücre membranı gibi hücresel komponentlerini okside etmesindendir.
Yaşlanma: Denham Harman tarafından ortaya atılan serbest radikal teorisine göre normal yaşlanma, aerobik metabolizma sırasında oluşan serbest radikallerin dokularda birikmesi sonucu oluşan hasarlar nedeniyle olmaktadır. O halde dengeli bir beslenme, serbest radikal reaksiyonlarını minimumda tutmalıdır.
Radyasyon: Canlı hücrelerin temel bileşeni olan su, iyonize radyasyona maruz bırakıldığında (x-ışını ya da gamma ışını gibi) hidroksil radikali oluşacaktır. Bu hidroksil radikalleri DNA ve hücre membranının hasarından sorumludurlar.
Arterosklerozis: Düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL) peroksidasyonunun arterosklerozis hastalığına karıştığı bilinmektedir. Bu kan damarlarındaki daralma, arteriyel kan basıncının düşmesine ve hastalığın diğer belirtilerinin oluşmasına neden olur.
DNA’ya Etkisi: hidojen peroksit oksidantlar arasında en belalısı kabul edilen bir maddedir ve hücrede pek çok bölgeyi hedef alarak bu bölgelere saldırarak hidroksil radikali oluşturur. DNA hidroksil radikallerinin oluşturduğu hasarlara karşı oldukça hassastır: hem DNA zincirinin kırılmasına hem de bazların hidroksilasyonuna neden olabilir. DNA zincirinin kopması bir DNA bağlayıcı protein olan poli (ADP) polimerazı aktif hale geçirir. Bu protein NAD’ yi substrat alarak nükleer proteinlere bağlı ADP-riboz polimerleri oluşturur. Bu koşullarda NAD turnoverı azalır, bu da ATP sentezini mitokondriyal sentezi inaktive ederek etkiler.

Türkiye’de; DAS INSTITUT,

Sizin sağlıklı bir şekilde cildinizi korumaya yardımcı olacak ve Dr. Baumann Bionome ile tanışmanızı sağlayacak. İçeriğinde cildinizin yapısına birebir uyum sağlayacak maddeler bulunduğundan alerjiyi azaltmaya; ciddi deri rahatsızlıklarına ve kanser tarzı kötü huylu tümörlere ve yaratılıştaki o mükemmeliyeti bozmadan size cildinizle birebir ÖZDEŞ olan ürünleri sunmaktadır.

Dr. Baumann kozmetikleri, sağlıklı bir şekilde cildinizi korumayı ilke edinmiştir.

Güzellik ürünlerimiz,

Kimyasal koruyucu madde içermez,

Kimyasal güneş koruyucu içermez,

Kimyasal boya içermez,

Mineral yağ içermez,

Hayvansal katkı maddesi içermez

Kâğıttan üretilen bir kaplama içermez,

Kokusuzdur, Parfüm içermez,

Oksijen içermez.

Sadece ciltle birebir uyumluluk ve Özdeşlik.

DR. Baumann ürünlerinin tamamında vücudunuza ve cildinize yabancı hiçbir madde kullanılmamıştır.

Serbest radikallere karşı Dr. Baumann’ da tamamlayıcı besin olarak;

DIETARY SUPPEMENT

Vitamin, mineral madde, iz elementleri, bioflavan içerikli, hayvansal katkı maddesi içermez.

Ürünün tanımına gelirsek;

* Kapsül şeklinde etkili tamamlayıcı besin. Kapsül sevmeyenler, kapsülü açarak yemeklere, örneğin yoğurt içine katılabilirler.


·   Vitaminler, mineral maddeler, iz elementler ve biflovan içerir. Bunlar Dr. Baumann ve Dr. Henrich’in yaptığı araştırmalara göre tamamlayıcı besinde ek olarak organizmaya verilmelidir. Hayvansal maddeler içermez.


·   İçsel cilt bakımı açısından önemlidir.


·   Hücrelere zarar veren serbest radikallere karşı korur. Sağlığı korumaya yardımcı olur. Günümüzdeki bilimsel açıklamalara göre kanser ve kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucudur.

Bileşimi ve ekisi

Vitamin C, E, Beta -Carotin (Provtamin A)


·   Anti oksidant vitaminler C, E VE Beta-Carotin belirgin hücre koruyucu fonksiyonlara sahiptir. Organizmada serbest radikal dediğimiz tehlike oksijen içerikli molekül parçalarına karşı etki ederler. Serbest radikaller, canlı hücrelere saldırarak o hücrenin deyim uygunsa yerle bir olmasına veya sertleşmesine yani kanserleşmesine sebep olurlar.


·   Serbest radikaller; sadece vücudun mekanizmasından oluşmayıp aynı zamanda güneş ışınları ve ozon, radyoaktif ışınlar, egzoz, smog, sigara, ilaç, enfeksiyon, psikolojik baskı gibi dış etkenlerden de oluşur.


·   Dünyanın modernleşmesi, bir sürü serbest radikallerin artmasına yol açıyor ki tüm bunlar bizim organizmamıza baskı yapıyor. Bunlar en güzel, ek olarak alacağımız anti oksidantlar sayesinde bertaraf edilebilir. Bunun yanısıra unutmamalıyız ki, gıdalarımızın vitaminleri, nakil, depolama ve işlenme sebeplerinden gün geçtikçe azalıyor. Buda ancak ek olarak alacağımız vitaminler sayesinde olacaktır ki, ancak taze elde edilen mahsullerdeki vitamin değerini tutabilsin.

 

 SAĞLIKLI VE MUTLU BIONOME GÜNLER

Leyla İnanır Das Institut

Göz Bakımı

Göz Bakımı

Göz bölgesi hassas ve narindir. Bu bölge çok erkenden (25+) sebum (yağ) ve yeterli nemden yoksun olur. Bu, şiddetli güneş ışınlarına maruz kalmanın sonucunda olur. Göz bakım ürünlerinin bileşenlerine zarar gelir ve böylece yaşlanma olur. Güneşe maruz kalmanın sonucunda ciltteki nem oranı önemli bir biçimde azalır ve ciltteki elastin ile kolajen zarar görür. Bu da kurumaya, çizgi ve kırışıklıklara yol açar. İçinde herhangi türde bir kimyasal koruyucu veya kimyasal güneş losyonu içeren göz kremlerinden kaçınmak ve dikkat etmek isteyeceksiniz çünkü bunlar yalnızca raf ömrünü uzatmak için bulunsa da bazı koruyucuların kansere ve hormonsal bozukluklara sebep olduğu görülmüştür.

 

Cilt dostu koruyucular içeren ürünleri kullanmak varken neden bu ürünleri kullanacaksınız ki? Kendiniz ve aileniz için güvenli cilt bakımını sağlamak için bu bileşenlere oldukça dikkat ettiğinizden emin olun. Dikkat etmek isteyeceğiniz bir başka şey de şirketlerin vermeye çalıştıkları gerçekleşemeyecek sözlerdir. Gelin şunu açıklığa kavuşturalım: kolajen, cilde doğrudan girebilmek için fazla büyüktür. Bu sözlere güveneceğinize, kolajen korumasını sağlayacak bileşenler bulmak isteyeceksiniz. Örneğin, göz bölgenize yalnızca ciltle uyumlu veya ciltle aynı olan, göz bölgesini zararlı dış etkenlerden korumaya yardımcı olacak, hidrolipidik katmanınızı dengeleyecek ve cildinizi önemli nem kaybından koruyacak bileşenleri, lipozomları ve seramidleri uygulayarak bunu yapabilirsiniz. Bütün bu unsurlar size korunmuş, daha genç ve pürüzsüz görünen bir göz bölgesi sağlar.


SAGLIKLI VE MUTLU 
BIONOME GUNLER

Leyla INANIR Das Institut