Çalışma Saatlerimiz: Pts - Cts - 09:00 - 18:00, Pazar Günleri Kapalı

TEMEL LİPOZOM BİLGİSİ

TEMEL LİPOZOM BİLGİSİ

TEMEL LİPOZOM BİLGİSİ

 

Lipozomlar, zarı fosfolipidler denilen karakteristik moleküllerin çift katmanından oluşan küçük içi boş lipid gövdeleridir. Bu fosfolipidler küresel bir hidrofilik (suda çözünür) kısma ve kuyruk şeklinde bir lipofilik (yağda çözünür) kısma sahiptir. Bu, Dr. Baumann SkinIdent, elde edilen doğal fosfolipidler gelen soya, uygun bir enerji kaynağı ile bir sulu ortam içinde, küresel yapılar lipozomlar içine monte edin. Bunu, fosfolipidlerin lipofilik uçları birbirine yapışacak ve böylece her iki dış tarafında hidrofilik ve içte lipofilik olan bir çift ​​zar oluşturacak şekilde yaparlar. Bu yüzden de Bir lipozomun içi ve dışı hidrofiliktir ve lipozom zarının içi lipofiliktir. Bu nedenle, bir lipozom, lipozom içindeki hem suda çözünür aktif maddeleri (örneğin suda çözünür vitaminler, kimyasal koruyucular) hem de yağda çözünen maddeleri (örneğin yağda çözünen vitaminler, parfümler) lipozom zarına emebilir ve bunları cilde taşıyabilir. Cilt üzerinde olumlu etkisi olan maddeler söz konusu olduğunda, bu taşıma işlevidir. Lipozomlar ve çok hoş geldiniz. Genellikle alerjiyi tetikleyen maddeler (parfümler, kimyasal koruyucular) ve yabancı maddeler olarak bağışıklık sisteminin savunma reaksiyonlarını tetikleyen ve dolayısıyla ciltte yeri olmayan maddeler söz konusu olduğunda, bu son derece endişe verici olarak sınıflandırılmalıdır. Bu nedenle lipozomların kullanımı hem üreticinin hem de güzellik uzmanının sorumluluklarının bilhassa farkında olmasını ve fizyolojik koşulların farkında olmasını gerektirir. Aksi takdirde tüketiciye zarar vereceğiz. Bu nedenle Dr. Baumann SkinIdent, yalnızca parfüm ve kimyasal koruyucu içermeyen lipozom preparatları üretir.

Tam olarak aynı fosfolipidler makyaj Lipozom zarı, cilt hücresinin duvarını da oluşturur. Hücreler arası madde yani deri hücreleri arasında bulunan madde ayrıca fosfolipidler, seramidler, trigliseritler, serbest yağ asitleri, kolesterol ve sudan oluşur. Deri hücreleri hafif hasar görmüş mü yoksa hücreler arası madde mi? Örneğin, agresif temizlik önlemleriyle kaybedilmişse, lipozomlar eksik lipitleri mükemmel şekilde değiştirebilir. Bu nedenle, birçok DR. BAUMANN ve SkinIdent ürününde uygulanan fosfolipidler, seramidler ve diğer cildin kendi lipitlerinin kombinasyonu idealdir. Bu, lipozomların ideal cilt bakım ürünleri olduğunu zaten göstermektedir. Fosfolipidlerin hücre duvarı ile özdeş yapısı nedeniyle, mükemmel tolerans garantilidir. Çünkü cildin kendisini oluşturan maddeleri cildin üzerine ve içine koyarsanız, normal şartlar altında hiçbir alerjik reaksiyon oluşmaz. Bu nedenle, lipozom preparatlarına karşı alerji vakaları, mükemmel şekilde tolere edilen lipozomların kendilerinden değil, alerjiyi tetikleyen maddelerin ciltte bakacak hiçbir şeyi olmayan ve kesinlikle deri üzerinde olmayan lipozomlar yoluyla sızmasına bağlıdır, Örnek. B. Parfümler ve kimyasal koruyucular!

 

Çok katmanlı lipozomlar
elektron mikroskobu görüntüsü

Dr. Baumann SkinIdent, araştırmalarımıza göre geleneksel tek katmanlı lipozomlardan daha etkili olan çok katmanlı lipozomlar kullanır. Çok kabuklu lipozomlarda, farklı boyutlarda birkaç lipozom, küçük bir lipozomun etrafına biraz daha büyük bir lipozom yerleştirilecek ve bu ikisinin etrafına daha da büyük bir lipozom yerleştirilecek şekilde iç içe geçmiştir, böylece sonunda yaklaşık 5-7, hatta bazen 12 farklı boyut Lipozomlar iç içe geçmiş durumdadır. Farklı lipozomların boyutu yaklaşık 20 ila 300 nm arasındadır. Lipozomların penetrasyon derinliği boyutlarıyla doğru orantılı olduğundan- yani lipozom ne kadar küçükse penetrasyon derinliği o kadar büyüktür- çok katmanlı lipozomlar bilimsel araştırmalara göre olabilir farklı cilt katmanlarına özellikle iyi nüfuz eder. Bununla birlikte, lipozomların nüfuz etme derinliği, lipozomların fosfolipidlerinin doymuş veya doymamış yağ asitlerinden oluşup oluşmadığına da bağlıdır. Birçok bilimsel çalışma, yüksek oranda doymamış yağ asitlerinden / fosfolipidlerden yapılan lipozomların cilde çok iyi nüfuz edebileceğini ve aktif maddeleri taşıyabildiğini göstermiştir. Doymuş (hidrojenlenmiş, hidrojene) yağ asitlerine sahip lipozomlar bunu yapamaz. Oldukça doymamış fosfolipidlere sahip çok katmanlı lipozomlar cildi aktif olarak nemlendirebilir. Kozmetikte kullanılan diğer bilinen aktif bileşenlerden daha fazla. Bilimsel çalışmalar, doymamış yağ asitlerinden yapılan çok katmanlı lipozomların yalnızca 7 gün içinde cildin nem içeriğini neredeyse%100 artırabildiğini, hidrofilik fosfolipit içeren lipozomların ise nemde herhangi bir artışa neden olmadığını ve hatta bazı çalışmalardan sonra bile cildin kurumasına neden olabileceğini göstermiştir.

Sonuç: Tüm lipozomlar eşit yaratılmamıştır. Farklı özelliklere ve kaliteye sahip birçok farklı lipozom vardır. Bir lipozomun etkisi bu nedenle her zaman fosfolipidlerin kalitesine ve üründeki lipozom konsantrasyonuna bağlıdır.

Bilimsel bilgilerimize göre, oldukça doymamış fosfolipidlere sahip çok katmanlı lipozomlar, diğer cilde özdeş lipitler ve vitaminlerle birlikte ideal cilt bakım ürününü temsil etmektedir.

Mikroskobik, içi boş kürelerdir. Fosfatidilkolinlerin suda çözülmesiyle oluşturulurlar. Fosfatidilkolinler %20 lesitinden oluşur. Çoğu lipozom, soya lesitini içerir. Lipozomlar, deri hücrelerine benzer bir yapıya sahip oldukları için kozmetik endüstrisi için çok önemlidir.

Lipozomlar, suda çözünür maddeleri emebilir, koruyabilir ve kapsülleyebilir. Güzellik bakımında lipozomlar pantenol, kolajen, C vitamini, mineral tuzları veya bitki özleri için taşıyıcı madde görevi görür. Cilt hücrelerine benzer yapıları nedeniyle, üstteki azgın katmanlara zahmetsizce nüfuz ederler ve depolanan aktif bileşenleri daha derin cilt katmanlarına taşır.

Onlar cilde karşı çok naziktirler

Lipozomlar tamamen bitkiseldir ve çok iyi cilt toleransına sahiptir. Lipozom içeren bakım ürünlerinin düzenli olarak uygulanması, depo benzeri malzemeler oluşturur. Aktif bileşenler sürekli olarak cilde salınır. Lipozomlar böylece cildin nem içeriğini iyileştirmeye ve erken cilt yaşlanmasını önlemeye yardımcı olur. Cilt sıkılaşır ve hücre yenilenmesi uyarılır. Kırışıklıkların derinliği kesinlikle azaltılır. Lipozomların kullanılmasıyla elde edilen derin etki, hasarlı cilt bölgelerini canlandırabilir. Pul pul cilt veya kornifikasyonlarla da iyi sonuçlar elde edilir.

Lipozom içermeyen kremler sadece cildin üst katmanlarında etkili olurken, lipozomlar yardımıyla uzun süreli derin bir etki sağlanabilir. Lipozomun kabuğu, lesitin yapı taşlarının iki katmanından oluşur. Boncuk sadece bir kabukla çevriliyse buna nanopart denir. Bazı vitaminler gibi yağda çözünen maddeler burada kapsüllenebilir. Nanopartlar, diğer şeylerin yanı sıra, güçlü bir nemlendirme etkisine sahip olan losyonlarda kullanılır.

Lipozomlu bakım ürünleri kullanıyorsanız, kimyasal içerikler veya parfümler içeren kozmetik ürünleri kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu maddeler daha sonra cildin daha derin katmanlarına nüfuz ettiğinden ve sağlık üzerinde zararlı etkileri olabilir.

Çok katmanlı lipozomlar, cilde aktif olarak kozmetikte bildiğimiz diğer tüm aktif bileşenlerden daha fazla nem sağlayabilir. Bilimsel çalışmalar, çok katmanlı lipozomların, cildin nem içeriğini sadece 7 gün içinde neredeyse%100 artırabildiğini göstermiştir. Bilimsel bulgularımıza göre, çok katmanlı lipozomlar, seramidler, çuha çiçeği yağı ve E vitamini ile şu anda mümkün olan en iyi cilt bakımıdır.

BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?

BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?


BÖLGESEL ZAYIFLAMA NEDİR?

 

Bölgesel zayıflama, mevcut olan genel kiloları vermekten ziyade vücudun bazı bölgelerinde biriken yağları yakmaya yönelik oluşturulmuş uygulamadır.

Sadece problemli olan bölgeye ağırlık vererek uygulanan bölgesel zayıflama yöntemleri günümüzdeki pek çok kadının aradığı uygulamalardan biridir.

 

SELÜLİT NEDİR?

Ø  Dermis tabakasındaki dejenere olmuş yağ hücrelerinin, hormonların da etkisiyle su tutmasıdır.

Ø  Kılcal dolaşımın ve lenf bozukluğu sonucu cilt yüzeyinin portakal kabuğu görünümünü almasıdır.

Ø  Östrojen hormonu selüloitte zemin hazırlar.

Ø  Vücut tarafından kullanılmayan su ve tuz molekülleri dermis tabakanın konjonktif doku fibrilleri denilen üst kısmında bağımsız olarak yaşamlarını sürdürür.

Ø  Selüloit genel yağlanmadan farklı olarak zayıf kişilerde bile görülebilir.

Ø  Bebekler birkaç aylıkken selüloitlidir yani yaradılıştan vardır.

Ø  Oluşan selüloit derinin üst bölümünü ve görünümünü etkilerken sağlık için de zararlıdır. Zaman zaman bacak ağrılarının hissedilmesine sebep olur.

Ø  Özetle selüloit birçok hastalık, dolaşım bozukluğu veya cilt altı yağ dokusunun yeteri kadar beslenmemesi durumudur. Yanlış alışkanlıklar, bozulmuş kan dolaşımı, fazla östrojen, yağlanmaya ve hatta fazla su tutulmasına neden olan diğer hormonal sorunlar, toksinler, karaciğer yorgunluğu, yaşlanma ve kalıtım etkenleri selüloit oluşumuna zemin hazırlarlar. Bütün bunlara yanlış beslenme alışkanlıkları, alkol ve kafeine olan düşkünlük, sık sık kilo alıp vermek, hareketsizlik, sigara, duruş bozukluğu, kabızlık gibi etkenleri de eklersek selüloitle baş etmek daha zor bir hal alır. Bu kişinin biraz da kendi ELİNDEDİR.

 

SELÜLİTİN AŞAMALARI

Hastalık haline gelene kadar üç aşamadan geçer.

  1. Aşama: Dolaşım bozukluğu söz konusudur. Su; dokulara dolar ve dokular hassaslaşır.
  2. Aşama: İlk aşamada müdahale yapılmadıysa ödem tutar. Lifler arasında birikim ağı oluşur.
  3. Aşama: Selüloit artık yerleşmiştir. Tuz, su ve yağ molekülleri vücut tarafından kullanılmaz hale gelmiştir.

 

 

PEDLİ SİSTEM

Hiçbir spor ısınma hareketi olmadan yapılamaz.

Bizler de Dr. Baumann Das Institut Bionome Salonlarımızda öncelikle pedli cihaz ile kasların ısınmasını sağlayıp, kılcal damar akışını hızlandırarak kasları ısıtıyoruz.

Sonrasında vakum ile lenfatik sistemi ve kan damarlarını harekete geçirerek lenf akışını güçlendiriyoruz.

 

Danışanımızın problemine göre program başlatıyoruz.

Bu programlarda ise Ice Kavitasyon, High Kavitasyon, Radyo frekans, Ultrasound, Tripo vs. bunlardan danışanımız için en etkili hangisi ise programını düzenliyoruz. Bu işlemler bittikten sonra yağ hücreleri parçalanarak lenf sistemi ile boşaltım yapılmasını güçlendirmesi ve hızlandırması için presso terapi (Lenf drenaj) ile vücuttaki ödemin ve parçalanan yağların lenf kanalıyla atılmasını sağlıyoruz. Sonraki aşamada G5 ile doku üstü ve içi masaj yapıyoruz. (Vibrasyon sistemi)

Dr. Baumann Body Strong Special ile manuel masaj yaparak kas ve damarların sakinleşmesi sağlanarak oksijen alımını yükseltiyoruz. Bilindiği üzere oksijen yağı eriten en güçlü etkendir.

 

KAVİTASYON İLE ZAYIFLAMA NEDİR?

Vücuttaki yağı eritmek anlamına gelip liposuction’ ın risksiz bir alternatif şeklidir. 

Kavitasyon, düşük ultrason dalgalarına dayanan doğal bir olaydır. Ultrason dalgaları sıvının içinde gitgide büyüyen ve belli bir büyüklükte patlayan hava kabarcıklarını oluşturur. Yağ tabakalarının titreşimlere direnme kapasitesi kaybolarak kavitasyon ile bu yağ hücreleri kolayca kırılır. Bu olay esnasında kas, sinir ve damar dokuları korunmaktadır. Böylece zayıflama gerçekleşmiş olur.

Eriyen Yağa Ne Olur?

Yağlı hücrelerin parçalanmasından sonra trigliserit şeklindeki yağlar, enzimlerle gliserol ve serbest yağ asitlerine parçalanan hücreler arasında sıvılara dönüşür. Su bazlı gliserol, dolaşım sistemi tarafından absorbe olur ve enerji kaynağı olarak kullanılır.

Danışanın büyük bir konfor ve keyifle istenmeyen yağlarından kolaylıkla kurtulabileceği bir yöntemdir.

Kavitasyon uygulaması anında ve uzun süreli sonuçlar kazandırmaktadır. Birçok danışan 2 ile 10 cm arasında bir incelme elde etmektedir. Elde edilen bu sonuçlar kişiden kişiye doku yapısına, uygulama bölgesine, yaş kriterine, metabolizmaya ve hormonlardaki çeşitli değişmeye göre farklılık gösterebilir. Uygulamayla birlikte yapılan diyetler ve artan fiziksel aktiviteler uygulamanın daha etkili olmasına yardımcı olmaktadır.

En çok uygulama yapılan bölgeler; karın, kalçalar, iç ve dış bacaklardır. Vücudun erimesi için 1 seans ya da 72 saatin geçmesi gereklidir. Uygulamadan iyi sonuç almak için önerilen minimum seans sayısı 6-10 seanstır.

 

Radyo Frekans

Radyo frekans, ısı kontrollü zayıflama yöntemidir. Radyo dalgaları vücuttaki su molekülleri ile iyonlarını (sodyum-potasyum-kalsiyum-magnezyum) harekete geçirir. Bunların hareketlenmesine bağlı olarak enerji açığa çıkar ve bölge ısınır. Bu ısı vücuda herhangi bir tahribat ya da zarar vermez.

Eriyen yağlar dolaşımın artmasına bağlı olarak kan ve lenf yolu ile emilir ve vücuttan atılır.

Vücutta sıkılığı, gerginliği sağlayan dokuya bağ dokusu denir. Bu dokuyu oluşturan hücreler ise fibroblast hücreleridir. Oluşan ısı ile fibroblast aktivasyonu hızlanır.

Yağların erimesi, kollajenlerin çoğalması ve bağ dokusunun yenilenmesi ile incelme, zayıflama, selüloitlerin yok olması, toparlanma, sarkıkların giderilmesi, kırışıklıkların yok olması sonucu doğar.


Küçük bölge için 15-30 dakika (örnek; yüz), bacaklar ve kalça için 45-60 dakika, göbek ve basenler için 20-25 dakikadır. En kısa tedavi aralığı 2 hafta, en uzun tedavi aralığı 4 haftadır. Buna kişinin durumuna göre karar verilir. Toplam seanslar ortalama 6 adettir.

 

Tripolar RF

RF, hedef alanı seçici bir şekilde ısıtmak için cilt katmanlarına önceden belirlenmiş bir derinliğe nüfuz eder. Kolajen liflerinin kasılması ve elastin birikintilerinin yenilenmesi, daha yumuşak, daha sağlıklı ve daha genç görünen bir cilt oluşturarak cilt katmanlarını sıkar.

Vücut şekillendirme, yağ azaltma ve selüloit tedavi durumunda, ısı enerjisi cildin derinliklerine doğru yönlendirilir, böylece yağ hücrelerinin metabolizmasını ve kanı arttırmak için hipodermisi (yağ tabakası) ve doğrudan üzerindeki dermisi ısıtmak ve lenfatik dolaşım, cildi güçlendirir ve sıkılaştırır, böylece yağ birikintilerini parçalayarak selüloit görünümünü iyileştirir ve cildin vücutta sarkmamasını sağlar.

 

Tedavi Hangi Amaçla Kullanılır?

Tedavi Kalıcı mı? Etkisi Ne Kadar Sürer?

Tripolar radyo frekans tedavisinin etkinlik ve güvenirliliği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır. En önemlisi de tedavi sonuçları daha ilk uygulamanın hemen ertesinde bile gözle görülebilmektedir. Uzun dönemde kalıcı sonuçlar elde etmek için önerilen uygulama kürünü tamamlayacak şekilde bir dizi uygulama yapılmalıdır. Özellikle karın ve basen bölgesinde, iç kol veya iç bacak bölgelerinde yapılan tedavilerdeki incelme etkisi mükemmeldir.

 

VAKUM

Yaratmış olduğu ses dalgalarının vücudumuzdaki su tabakasına çarparak balonculuklar oluşturmasını ve bu baloncukların yağ hücrelerini parçalayarak yok etmesine yardımcı olur.

İlk seansta bile yağ fazlalığınıza göre 1-13 cm incelmeyi görebilirsiniz. Toplam seanslar sonucunda uygulama yapılan bölgedeki yağ fazlalığının %26-45 arasındaki incelmesini görebilirsiniz. Özellikle 2 cm’den fazla yağ bulunan kişiler için uygundur.

Derin ve hızlı yağ eritmede, hızlı yüz onarımında yeni bir teknoloji olan soğuk radyo frekans yöntemi, kalıcı güzellik ve zayıflama arayanlar için yeni bir alternatif sunuyor.

Soğuk radyo frekans yönteminin diğer selüloit ve bölgesel zayıflamada kullanılan cihazlardan (kavitasyon vb.) uygulama alanının daha geniş olması ve sonuçlarının daha hızlı olarak ortaya çıkmasıyla, soğuk radyo frekansın sadece karın, basen gibi bölgelerin yanı sıra gıdı, sutyen çizgisi, sırt, kol ve bacak içleri gibi zor bölgelerde de çok etkili bir yöntemdir. Bu yöntem aynı zamanda yüz gençleştirme, sıkılaştırma, kırışıklık azaltma ve elastikiyet kazandırma, toparlama, geniş gözeneklerin tedavisi, gıdı yok etme gibi sorunlara da kökten çare olur. 15–20 dakika süren yöntem cildin durumuna göre haftada 1 veya 15 günde 1 tekrarlanabilir. 5–6 seans etkili yüz gençleşme ve sıkılaştırma da yeterlidir.

 

Tüm Bölgesel Zayıflama, Güzelliğe ve Bakıma dair her şey Dr. Baumann Das Institut Bionome Güzellik Salonunuzda

 

 

Filiz Özgültekin

Leyla İnanır

Fethiye Şubesi İşletme Sahibi

GÜZELLİK UZMANLIĞI EĞİTİMİ – Skinoloji Eğitimi

GÜZELLİK UZMANLIĞI EĞİTİMİ - Skinoloji Eğitimi

GÜZELLİK UZMANLIĞI EĞİTİMİ

Skinoloji Eğitimi

Profesyonel, dürüst, ilkeli eğitim için; leyla İNANIR doğru seçim

Leyla İnanır 1992’den bugüne gelen tecrübesiyle her günün değişen koşullarında. Nişantaşı, Kadıköy, Ankara, Fethiye ve Antalya’ da ki şubelerinde Güzellik Uzmanlığı Kursu’nda ve eğitiminde Estetisyenlikle ilgili sürekli kendini yenileyerek; daha iyi eğitim ve hizmet vermektedir. Uluslararası deneyim ve kalitesini kozmetik, güzellik ve bakım sektörü ile ilgili hizmet, gelişim ve eğitim sunan, her biri kendi dalında uzman ve akademik kariyerleri olan uzman öğretmenlerle çalışan bir kurumdur. Sürekli olarak yurt dışıyla bağlantılı uluslararası eğitmenleri Türkiye’de düzenleyen tek Güzellik Uzmanlığı kursu olarak, INCI (Skinoloji), Anti-Aging, satış ve pazarlama, Hipnotik İş Geliştirme seminerleri ile bu sektöre girecek olan kursiyerlerimizin en iyi eğitimi almalarına ve daha sonra işletmelerini en üst seviyeye getirmelerine rehberlik edilmektedir. Türkiye’ de tek Skinoloji (aktif içerik maddeleri) eğitimi veren kurum olmakla birlikte kursiyerlerin aldıkları eğitim sonrasında Güzellik Uzmanlığı Belgesinin dışında Skinoloji Sertifikası verilerek, daha üst bir kademede mezun olmaları sağlanmaktadır. Tek Bionome ürün olan Dr. Baumann ile uygulama yapan kursiyerler, en son teknolojik ürünleri kullanarak insan sağlığını korumaktadır. Bionome ürün ise: Kimyasal katkı maddesi, Kimyasal UV filtreleri, Kimyasal boya maddesi, Koku (parfüm), Mineral yağ, Oksijen ve Hayvansal madde içermeyen, aynı zamanda Gereksiz ambalajlama kullanmayan çevre, doğa ve insan dostu ürünlerdir. Bunlara karşılık Çok Katmanlı Lipozomlar ve en değerli bitkisel yağlar kullanılır. Reklam ve satış odaklı değil, tamamen sonuç ve müşteri memnuniyeti odaklıdır.

 

Kurum olarak kendi salonumuzla birlikte son tüketici gurubuna hitap ederek, kursiyerlerin de bu deneyimlerimizden faydalanmalarını sağlamaktadır. Kursa katılmak isteyen kursiyer adayları 2 gün misafir kursiyer olarak derslere katılma hakkına sahiptirler. Yabancı uyruklu veya yurt dışından kursumuza katılmak isteyen kursiyer adaylarına da her türlü imkanı sağlamaktadır. Eğitim ve öğretimde temel dayanak noktalarımızı öğrenmeyi öğrenmek, disiplin, takım çalışması, yaratıcılık ve ideali aramak kavramları oluşturuyor.

 


Ayrıca T.C. MEB Leyla İnanır Güzellik Uzmanlığı Kursunda yüzlerce kişi ücretsiz eğitim alarak sektöre kazandırılmış birer uzman olarak çalışmalarını sürdürmektedirler. Özellikle özel seçilen bu kursiyerler okuyamamış maddi durumları kötü ya da kurumlardan araştırılarak ihtiyacı olanlara bu imkanlar verilmektedir. Leyla İnanır, eğitim sektöründe uluslararası referans noktasıdır. Güzellik Uzmanlığı Eğitimi adına Türkiye’ de ilk defa uluslararası bir paylaşım gerçekleşmiş ve Fransa Kozmetoloji Okulundan stajyer öğrenciler eğitimlerimize katılarak 3 aylık stajyerlik eğitimlerini kurumumuzda tamamlamışlardır.

Hedefimiz bu alanda yetkin ve kendine güvenen, çok boyutlu ve bağımsız düşünce yeteneği donanmış, toplumsal sorumluluk bilincine sahip bireyler yetiştirmek ve üretilen bilgilerin tüketicilere yayılmasına katkıda bulunmaktadır. Verdiğimiz eğitim satın alınamayacağı gibi sadece öğretmek ve öğrenmek isteyenlerin buluştuğu doğru adrestir….  

LEYLA İNANIR SKINOLOJI AKADEMİLERİ

 

Hayvanlar Üzerinde Deney Yapan Kozmetik Firmaları

Hayvanlar Üzerinde Deney Yapan Kozmetik Firmaları

 Kozmetik endüstrisinin her gün piyasaya sürdüğü yığınla kozmetik ürünün, yıllar içinde milyonlarca hayvanın yaşamına sebep olduğunu unutmamalıyız! Kozmetik ürünlerin bileşenleri olabilecek yeni maddeler için genellikle tavşanlar ve kemirgenler üzerinde vahşi deneyler düzenleniyor. Bu maddeler zehirlilik, deri ve göz tahrişleri, deri alerjilerine yol açma, kalıtsal bozukluğa ve kansere neden olan özellikler bakımından test ediliyor. Bu ve buna benzer pek çok örnekte insan dışı hayvanların, insanların süslenmeleri uğruna acı içinde öldürüldüklerini görüyoruz. Tabii bu durum kamuoyunun gözlerinden uzak köşelerde yapıldığı için kimse görmüyor; göz görmeyince de vicdan umursamıyor.

Kozmetik Endüstrisinin Uyguladığı Hayvan Deneyi Yöntemleri
Draize Testleri
Draize göz tahriş testleri, ilk olarak 1940’larda, ABD Gıda ve İlaç İdaresi çalışanlarından J.H. Draize’ in, tavşanların gözlerine sıkılan bir maddenin ne kadar tahriş edici olduğunu belirleyen bir derece geliştirmesiyle kullanılmaya başlandı.
Bu testlerde hayvanlar genellikle sadece başlarını dışarıda bırakan aletlere sıkıştırılıyor. Böylece hayvanın gözünü kaşıması ya da ovuşturması engelleniyor. Test edilmek istenen madde (örneğin, göz farı, rimel, çamaşır suyu, şampuan vb.) her bir tavşanın tek bir gözüne damlatılıyor/sürülüyor. Hayvanların alt göz kapağı dışarı çekiliyor ve böylece oluşan çanağa madde konuyor. Sonra göz kapatılıyor. Bazen birkaç kez madde tatbik ediliyor. Tavşanlar her gün gözlemlenerek, gözlerinde şişme, çıban, enfeksiyon ve kanama olup olmadığı saptanıyor. Çalışmalar bazen üç hafta sürebiliyor.

Bazı maddeler o kadar ciddi bir hasara yol açıyor ki, tavşanların gözleri bütün temel niteliklerini kaybediyor. İris, gözbebeği, kornea tek bir patolojik dokuya benzemeye başlıyor. Araştırmacılar testin sonucunu etkilememek koşuluyla bazen az miktarda topikal anestezi uygulayabiliyorlar. Bunun, iki hafta boyunca gözüne kimyasal madde damlatılmış bir hayvanın acısını azaltması mümkün değil.


LD 50 (Lethal Dose – Yüksek Doz) Testleri

Bir maddenin ne kadar zehirli olduğunu belirlemek için “akut oral toksisite testleri” yapılmaktadır. 1920’lerde geliştirilen bu testlerde hayvanlara- ruj ve kâğıt gibi yenmeyen maddelerde olmak üzere- çok çeşitli maddeler ya zorla ya da boğazlarına soktukları bir tüple yediriliyor.
Standart testler 14 gün süreyle uygulanıyor, ama bazıları 6 ay bile sürebiliyor – tabii hayvanlar hayatta kalırsa. Deney süresince hayvanlarda kusma, ishal, felç, kasılma ve iç kanama gibi klasik zehirlenme semptomlarına rastlanıyor.
En bilinen akut toksisite testi LD 50 (Lethal Dose) testidir. LD 50, “yüzde 50 öldürücü doz”, yani deneye dahil edilen hayvanların yarısını öldüren madde miktarı anlamına gelmektedir


Bu dozu belirlemek amacıyla, örneklem olarak belirlenen hayvan grupları zehirleniyor. Genellikle, hayvanların yarısının öldüğü noktaya ulaşılıncaya kadar hepsi şiddetli derecede hastalanarak yoğun bir acı çekiyorlar. Oldukça zararsız maddeler söz konusu olduğunda bile hayvanların yarısını öldürecek konsantrasyonun belirlenmesinin iyi olacağı düşünülüyor ve muazzam miktarlarda madde hayvanlara zorla yediriliyor.
Deneyin tek amacı maddenin ne kadarının hayvanların yarısını öldüreceğini ölçmek olduğu ve ölmekte olan hayvanların acısına son vermenin deney sonucunu etkileyeceği için böyle bir uygulama da söz konusu değildir.
Sadece Amerika’da, ABD Kongresi Teknoloji Değerlendirme Dairesi’nin (OTA) yaptığı açıklamaya göre her yıl “birkaç milyon” hayvan bu toksikoloji testlerinde can çekişerek öldürülmektedir.

Dermal Toksisite Testleri
Dermal Toksisite Testleri’ nde, ciltlerine madde tatbik etmek amacıyla tavşanların kürkleri kazınıyor ve madde hayvanın cildine uygulanıyor. Tahriş olan yerlerini kaşımalarını önlemek amacıyla hayvanlar hareket edemeyecekleri kutulara sıkıştırılıyor veya bir boyunlukla bu engelleniyor.

Cilt kanayabiliyor, kabarabiliyor ve soyulabiliyor. 

Hayvan Deneylerinin Alternatifi Yok Mu?

Özellikle Amerika ve Avrupa’daki hayvan hakları ve hayvan özgürlüğü hareketleri sonucunda çoğu kozmetik firması da alternatif deney yöntemlerini kullanmaya başlamışlardır. Bazı firmalarsa, (örneğin Procter & Gamble) sadece mevcut ürünlerini hayvanlar üzerinde test etmeyeceklerini açıklamaktadır. Oysa bu tür açıklamalar firmaların tüketici kitlesini kaybetmemek için yaptığı laf oyunlarıdır. Çünkü bu firmalar, içeriğini değiştirdiği ürünlerde veya piyasaya yeni süreceği ürünlerin testlerinde hayvanları kullanmaya devam etmektedir. Bugün hala hayvan deneyi yapmakta ısrar eden büyük kozmetik şirketlerinin neden bu konuda ısrarcı olduklarını net olarak bilemiyoruz.

Fakat hayvan deneylerinin Batı da başlı başına bir sektör olduğu ve bu sektöründe azımsanmayacak büyüklükte bir pazar payı olduğu düşünüldüğünde yine sebebin büyük olasılıkla para kazanma hırsından kaynaklandığını tahmin ediyoruz. Örneğin, Huntingdon Life Sciences, dünyanın en büyük ticari amaçlı hayvan deneyleri yapan kuruluşudur. Bu kuruluş pek çok kozmetik firmasına deneylerinde kullanması için hayvan sağlamaktadır.

Yasa Ne Diyor?

Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği Konseyi, 2009 yılından itibaren kozmetik ürünler için hayvanlar üzerinde deney yapılmasını yasaklayan bir karar almıştır. Ama ne trajikomiktir ki, aynı kararda “bazı kozmetik ürünler için” bu sürenin 2113 yılına kadar uzatılabileceği de yer almaktadır. Bu da demek oluyor ki, piyasaya yeni sürülecek olan ve insan sağlığını tehdit edebilecek olan kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmesine devam edilecektir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın diğer ülkelerindeyse “hayvanların yaşam hakkına saygı” ve “etik” gibi değerler ne yazık ki, Avrupa Birliği ülkelerinden de geridedir.

Ülkemizde ise 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile bilimsel araştırmalar için hayvan deneylerine izin vermektedir.
 
Çok daha kötü fotoğraflar var ama onları eklemek istemedim. Çevremdeki insanlara hayvanlar üzerinde deney yapan firmaların ürünlerini kullanmamalarını söylediğimde “bir tek ben almasam ne olacak sanki” gibi tepkilerle karşılaşıyorum. Ürünlerinden çok memnun olduğum bir markanın hayvanlar üzerinde test yaptığını öğrendikten sonra o markanın hiçbir ürününü almama kararı aldım. Benim almamam hiçbir şeyi değiştirmez belki ama kullandığım ürünler yüzünden hiçbir hayvanın zarar görmediğini biliyorum en azından. Vicdanım rahat ediyor…

İŞTE ÜRÜNLERİNİ HAYVANLAR ÜZERİNDE TEST EDEN FİRMALARI GÖREBİLECEĞİNİZ BİR SİTE:

https://www.peta.org/living/personal-care-fashion/beauty-brands-that-you-thought-were-cruelty-free-but-arent/  

Şimdi diyoruz ki; elbette hayvanlar üzerinde test edilmesin ama asıl önemli olan katledilmiş HİÇBİR HAYVANSAL İÇERİK KULLANILMASIN!

Ürünlerinizi tercih ederken;

1-    Hayvanlar üzerinde test uygulamayan firmaları

2-    Hiçbir katledilmiş hayvan içerikleri kullanmayan firmaların ürünlerini tercih etmelisiniz.

 

Dr. Hakan İnanır

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!

KADINA YÖNELİK ŞİDDETE SON!

Türkiye’de, çalışan kadınların yüzde 14’ ü işyerinde tacize uğruyor. İngiltere’de ise kadın milletvekilleri parlamentoda cinsel ayrımcılık içeren sözlü saldırılara maruz kalıyor. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi ve Açık Toplum Enstitüsü’nün katkılarıyla yapılan bir araştırma, kadınların çalışma yaşamında karşılaştıkları olumsuzlukları gözler önüne serdi.
Kadına karşı şiddet, en yaygın ve sık olarak rastlanılan kadının insan hakları ihlallerindendir Yakın zamanlara kadar, kadına karşı şiddet konusuna uluslararası insan hakları mücadelesi gündeminde fazlaca bir yer verilmemiştir. Bu durum Türkiye’ye de yansımıştır. Türkiye’de kadının aile içindeki hakları ve statüsü konusunda bilgi eksikliği ve özellikle de aile içi şiddete ilişkin sistematik veri eksikliği vardır.

Kadına karşı şiddetin, özellikle de aile içi şiddetin, kadın erkek ilişkilerinde eşitliğin sağlanması ve özel ve kamusal alanlar arasındaki uçurumun kapatılması için çözümlenmesi gereken temel konu olduğunu düşünüyoruz. Özel alandaki hak ihlalleri, özellikle de çeşitli tür ve biçimleriyle şiddet, kadınların kamusal alana çıkması önündeki en büyük engellerden biridir. Ankara’da yapılan bir araştırmada konuştuğumuz kadınların %90’ ı kocalarının kendilerine psikolojik şiddet uygulayarak bağırdıklarını, hakaret ettiklerini, aşağıladıklarını, küfür ettiklerini;
%40’ ı kocalarının kendilerine fiziksel şiddet uygulayarak tokat, tekme, dayak, bıçak veya silahla saldırdıklarını;
%15’ i kocalarının kendilerini istemedikleri halde cinsel birleşmeye zorladıklarını belirttiler.
Dolayısıyla da kuruluşumuzda önümüze koyduğumuz ilk somut hedef, aile içi şiddete karşı etkin bir yasal mekanizmanın oluşturulması oldu. Türkiyeli kadın örgütleriyle işbirliği içinde yürütülen bu çalışma 4320 sayılı Aileyi Koruma Yasası’yla noktalandı.
Şiddete karşı diğer kadın örgütleriyle birlikte yürüttüğümüz diğer çalışmalar şu genel başlıklar altında toplanabilir:
Namus suçlarını, namus cinayetlerini protesto kampanyaları
Dayağa karşı kampanyalar
Gözaltında tecavüzlere ve devlet kaynaklı cinsel şiddete karşı kampanyalar
Tecavüz mağdurlarının seks işçileri olmasını hafifletici neden sayan yasanın iptali kampanyası
Bekaret kontrolünü protesto kampanyası
Türk Ceza Kanunu’nu değiştirme çalışmaları
Şu anda Türkiye’de kadına karşı şiddet bağlamında öncelik taşıyan konular şunlar:
Namus suçları, namus cinayetlerinin engellenmesi, suç olarak tanımlanması ve suçu ağırlaştırıcı neden sayılması
Tecavüz, cinsel taciz, evlilik içi tecavüz, aile içi cinsel istismar fillerinin suç olarak tanımlanması ve cezalandırılması
Devletin bağımsız kadın sığınaklarının desteklemekle yükümlü kılınması, bağımsız sığınaklar açılmasını engelleyen yönetmeliklerin kaldırılması..

Şiddete Uğrarsanız, Arayın!
Kadınla yönelik şiddetle mücadele eden kadın örgütleri, belediyelerin danışma merkezleri, baroların kadın hakları komisyonları, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na bağlı aile danışma merkezleri rehberi… Şiddette uğramamanız dileğiyle…

Bizde Leyla İnanır Ailesi olarak KADINA KARŞI ŞİDDETE SON diyenlerdeniz ve bu oluşumun destekçilerindeniz. Siz de etrafınızda bu şekilde şiddete maruz kalanlara arkanızı dönmeyin ve hemen yetkili mercilere haber verin, unutmayalım ki,

”Asla Kadınları Küçümseme, Saygı Duy! Çünkü O Hem Seni Dünyaya Getiren Hem de Cennete Ulaşman İçin Var olan Kutsal Bir Geçittir…”


“Alo 183” Sosyal Hizmetler Kadın ve Özürlüler Çağrı Merkezi. Alo 183’le illerdeki SHÇEK Aile Danışma merkezlerine ulaşmak mümkün.

Adana

Çukurova Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma Merkezi
Tel: 0 322 338 60 84/23 08

Kır çiçeği Kadın Derneği
Küçük Dikili beldesi, Seyhan
Tel: 0 536 734 39 26
e-posta:dikilikircicegi@yahoo.co.uk

Adana Barosu Kadın Hukuku Komisyonu
Tel: 0 322 351 21 21 – 0 322 359 49 88

Adıyaman

Kadın Merkezi (KA-MER)
Atatürk Cad. Havuzbaşı Apt.
Kat:2 No: 1 Belediye karşısı
Tel: 0 416 213 42 21

Ankara
Kadın Dayanışma Vakfı
Mithatpaşa Cad. No:10/11, Sıhhiye
Tel: 0 312 430 40 05 – 0 312 432 07 82
e-posta: kadindv@yahoo.com.tr

KIRK ÖRÜK Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Kooperatifi
Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, 14/4 Kızılay

Ankara Barosu Kadın Hakları Kurulu
Tel: 0 312 311 51 15

Antalya
Kadın Danışma ve Dayanışma Merkezi
Şarampol Cad. 106. sok. Sezer apt. no:2/4
Tel: 0 242 248 07 66
e-posta: hicrankarabudak@hotmail.com

Balıkesir
Küçükkuyu Kadın Dayanışma Merkezi
Tel: 0 286 752 68 63 – 0 286 217 18 20

Batman
Kadın Merkezi(KA-MER)
Aydın Aslan Cad. Pınarbaşı Mah. No: 61
Tel: 0 488 213 96 77 Fax: 0 488 214 73 49
e-posta: batmankdm@hotmail.com – batmankdm@yahoo.com

SELİS
Belde Mah. 3245 sok. Şevket Başak Cami bitişiği
Tel: 0 488 221 05 24
e-posta: batselkadin@mynet.com

Bingöl
Kadın Merkezi (KA-MER)
Saray Mah. İşgören Otomotiv yanı
Temel yapı karşısı Düzağaç
Tel-fax: 0 426 214 50 01
e-posta: kamerbingol@superonline.com

Çanakkale
Kadın El Emeğini Değerlendirme ve Kadın Danışma Merkezi (ELDER)
Cevatpaşa Mah. Celal Atik Sok. Kent Apt. K.1 D.2
Tel: 0 286 217 06 03
e-posta: elder17@mynet.com

Diyarbakır
Kadın Sorunları Merkezi (DİKASUM)
Gazi Cad. Ulu cami yanı, eski belediye binası,
kat: 2 No: 2 Balıkçılar başı
Tel: 0412 228 56 84

Yenişehir Belediyesi Kadın Eğitim- Psikolojik Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi (EPİDEM)
Vilayet arkası lise Cad. Şanlı Apt. No:7
Tel: 0 412 223 51 20
e-posta: epidem@mynet.com

Başak Kadın Kooperatifi Girişimi
Selahattin Eyyubi Mah.
Aydın Arslan bulvarı
Yılmazoğulları Apt. No:1
Tel: 0 412 237 46 39
e-posta: basak_diyarbakir@mynet.com

Kardelen Kadın Evi
Hatboyu Cad. Tüm memurlar sitesi
A blok No: 1-2 Bağlar
Tel: 0 412 233 83 90
e-posta: kardelenkadinevi@mynet.com

Kadın Merkezi (KA-MER)
Tel: 0 412 228 10 53

Selis Kadın Danışmanlık Merkezi
Kurt İsmail paşa 7. sokak orkide Apt. 1/3 ofis
Tel: 0 412 224 77 28
e-posta: seliskadin@mynet.com

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi
Tel: 0 412 224 44 41

Elazığ
Kadın Merkezi (KA-MER)
İzzet Paşa Camii Arkası
Polatlar-2 İş Merkezi Kat:4 No:4
Tel: 0 505 229 98 53

Giresun
Giresun Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Tel: 0 454 516 33 35

Hakkari
Kadın Merkezi (KA-MER)
Kayacan Cad. Özel İdare Karşısı
Cindioğlu Apt.1/1

İstanbul
Küçükçekmece Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 212 411 07 77 /Beyaz Masa

İstanbul Kadıköy Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 216 414 38 61

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Tel: 0 212 292 52 31

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Projesi
Kuloğlu mad. Turnacıbaşı Sok. Fikret Tuner İşhanı,
no:55/57 K. 2 Beyoğlu
Tel: 0 212 245 45 93 – 0 212 245 45 94
e posta: lemanyurtsever@hotmail.com

Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV)
Tel: 0 212 251 58 50 – 0 212 251 58 51

Şahmaran Kadın Merkezi Ümraniye
Tel: 0 216 573 74 33

İstanbul Barosu Kadın Hakları Uygulama Merkezi

Tel: 0 212 292 77 39 / 293 00 45 (Avrupa yakası)
Tel: 0 216 414 68 53 / 414 68 43 (Anadolu yakası)

İzmir
Bornova Belediyesi Kadın Danışma Merkezi
Tel: 0 232 461 47 94

Ege Kadın Dayanışma Vakfı (EKDAV)
Tel: 0 232 446 32 23

Karşıyaka Kent Meclisi Kadın Dayanışma Merkezi
Tel: 0 232 330 58 18- 0 232 368 22 74

Aliağa Belediyesi Kadın Sığınağı
Tel: 0 232 616 19 80 Dahili:42

İzmir Barosu Kadın Komisyonu
1456 Sokak No:16 Barohan K:6, Alsancak
Tel: 0232 463 00 14

İzmir Barosu Aile İçi Şiddete Karşı Çalışma Grubu
1456 Sokak No:16 Barohan K:3/309
Merkez: 0 232 463 00 14 Dahili: 247
Grup: 0 232 465 34 25

İzmit
Kadın Sığınağı
Tel: 0 262 322 17 91 – 0 262 322 39 82

Karabük
Karabük Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Tel: 0 370 424 26 13

Kars
Kadın Merkezi (KA-MER)
Yusufpaşa Mah. Gazi Mahmutpaşa Cad.
İş Bankası karşısı No: 70

Mardin
Kadın Merkezi (KA-MER)
Yeni kent Cad. Atilla Apt.
Kat:1 No: 3 Yenişehir
Tel- fax: 0 482 212 23 53
e-posta: mardinkamer@superonline.com

Kızıltepe Kadın Merkezi (KADMER)
Cumhuriyet Mah. Hastane Cad.
Öğretmenler Lojmanı Zemin Kat Kızıltepe
Tel-fax : 0 482 312 53 31

Malatya
Kadın Merkezi (KA-MER)
İstemiye Mah. Bölükemin 2.sok
Yaşar Kardeşler iş merkezi 2/40
Tel: 0 505 641 59 54

Manisa
Manisa Barosu Kadın Hukuku Komisyonu
Tel: 0 231 231 36 64

Mersin
Bağımsız Kadın Derneği Danışma Merkezi
Tel: 0 324 336 50 92

Mersin Barosu Kadın Hukuku Komisyonu:
Tel: 0 324 231 31 27 / 0 324 231 19 65

Ordu
Ordu Barosu Kadın Hakları Komisyonu:
Tel: 0 452 233 12 30

Samsun
Samsun Barosu Kadın Hakları Komisyonu
Tel: 0 362 432 14 45 / 431 15 61 / 431 39 70

Şanlıurfa
Kadın Merkezi (KA-MER)
Bahçeli evler Mah. 11.Sokak Marmara Apt. No:2
Tef : 0 414 313 95 56
e-posta: m_evin@mynet.com

Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği
Bahçelievler Mah. 8.sok Yılça Apt Kat.2, No:5
Tel: 0 414 315 17 25
e-posta: yasam_evi@yahoo.com – yasam_evi@hotmail.com

Şanlıurfa Barosu Kadın Komisyonu:
Tel: 0 414 313 28 28

Tunceli
Anafatma Kadın Derneği
İtfaiye binası yanı no:1
Tel: 0 428 212 26 78
e-posta: ana_der@mynet.com

Van
Kadın Derneği (VAKAD)
Sihke Cad.100. Yıl Is Merkezi
B Blok 1 / 6
Tel: 0 432 214 90 15

Van Kadın Derneği Kadın Danışma Merkezi
Sihke Cad. 100. Yıl İş Merkezi A Blok 2 /49
Tel: 0 432 214 45 87 fax: 0 432 214 62 97
e-posta: vankadindernegi@hotmail.com
www.vakad.org

Leyla INANIR Das Institut ve Skinoloji Akademileri

IŞIK VE RENK TERAPİSİ

IŞIK VE RENK TERAPİSİ

 

Kromoterapi – İlkbahar güneşi altında taze mor menekşeler üstünde parıldayan pırıltılı sarı fulyaları gördüğümüzde kalplerimiz açılır ve kendimizi daha enerjili ve mutlu hissederiz. Gün batımını okyanus kenarında oturup seyrettiğimizde, ışık solmaya başlarken sarının turuncuya sonra pembe ve mora doğru dönüştüğünü görüp kendimizi huzurlu ve rahatlamaya hazır hissederiz; sarı ve mor gün için, sarı ve pembe gece için. Bunlar vücudumuzun istediği tamamlayıcı renklere örnekler, bunları sağlıklı ve pozitif bir yaşam sürdürmek için kullanırız.
Renk ve ışık ile doğa bize bedenlerimizi ve ruhlarımızı var etmemiz adına sağlığımız ve mutluluğumuz için en güçlü araçlardan birini verir. Renk bizi yakalar, titreşimleri bizi kendine çeker, titreşimleriyle de vücudumuzda çınlar. Enerjimizi denklemek istersek bizi titreşimleri ile besler, içimizi uyum ve esenlik hissi ile doldurur.
Renklerle tedavi ya da renk terapisi, Mısır’daki Heliopolis, İran, Hindistan ve Çin gibi antik zaman şehirlerinde de tanınmış ve kullanılmış bir yöntemdir.
İyileştirme pratiklerinde ışığın kristaller yoluyla parıldaması da kullanılıyordu. Bu özelliklerin tanınması yeniden gün yüzüne çıkıyor.
Işık Renk Terapisi organizmaların bütünsel ruhları üzerinde önemli bir etkiye ve role sahiptir. Renk terapisi, renklerin ve ışığın bütünsel bir esenlik hissi vermeleri için kullanıldığı doğal ve alternatif bir tedavi şeklidir.
Renk en saf şekilde, yani enerji halinde ışık ile taşınır ve genellikle hareket halindedir. Bu enerji şeklinin daha yoğun bir hali giydiğimiz kıyafetlerde, yediğimiz yemeklerde ve görülebilir çevremizde algımıza dayalı olarak doğa ve nesneleri renklerini nasıl gördüğümüzdedir. Doğada ve yaşamımızda gördüğümüz her şey bu görülebilir gökkuşağı tayfından etkilenir ve renklenir. Bunlar ışın taşıdığı ve farklı kombinasyonlar ve gölgelemelerle damıtılabilen yedi ana renktir.
Renk Işık Terapisinin Prensipleri:
Sıcak renkler kırmızı, turuncu ve sarıdır, soğuk renkler ise gök mavisi, çivit ve mordur.
 Yeşil, renklerin manyetik ısınmasının ve elektronik soğumasının büyük bir dengeleyicisidir. Işık ile çevrelenmişizdir ve bize güneş tarafından sunulan görülebilir tayf dahilinde yaşamımızda onunla etkileşim kurarız. Işık bizim enerji alanımızın her hareketini, yaşamı destekleyerek, uyum ve doğal denge hali yaratarak etkiler.  
Ruhsal seviyede renklere daha yakından baktığımızda:

·   Kırmızı– enerji, cinsellik ve yaratıcı güç ile ilişkilidir.

·   Turuncu– Duygularımızla bağlantılıdır.

·   Sarı– kendimize değer hislerimizle bağlantılıdır.

·   Yeşil– aşk ve uyumun merkezindedir.

·   Turkuaz– şehvet, cömertlik ve sıcak hislerle bağlantılıdır.

·   Mavi– yaratıcı dışa vurumun merkezindedir.

·   Magenta– sonsuz ruhani benliktir.

·   Mor– açıklık ve sezgidir.

 
Magenta, renk ve ışığın bizimle bağlantısı açısından en açık bağlantıdır. Öyle ki güneş ışığı aldığımızda mutlu ve enerjik hissederiz, kışın ise güneş ışığı eksikliğinde “Mevsimsel Bozukluklar” gibi durumlarla karşı karşıya gelebilir,
Çok az insan lambaların ve florosan ışıklarının kandaki kalsiyum seviyesini düşürdüğünden zararlı olduğunun farkındadır. Bununla mücadele etmek için lambalarınızı ve florosan ışıklarınız tam tayf ışıklılarıyla değiştirebilirsiniz.
Işığı Günlük Yaşamımızda Kullanma
Renklendirilmiş ışık, tedavide renk kullanımın en güçlü yoludur. Bu tedaviler genellikle yetenekli ve eğitimli renk pratisyenleri tarafından yapılır. Renk/ışık terapisi tamamlayıcı tıpta ruhsal, duygusal ve fiziksel hastalıkların iyileştirilmesinde kullanılır. Kilit nokta bedeni yeniden dengelemektir ve ışık ile renk bu süreç için çok iyi araçlardır. On yıldan uzun süredir bu sistem gittikçe gelişmekte ve genişlemektedir, öyle ki esenlik uzmanları, kineziyolojistlere, akupunktur uzmanlarına, bütünsel estetikçilere ve hemşireler ve ev uygulamaları ile ilgilenenlere fayda sağlamaktadır.
Renk/Işık Tedavisi
Omurganızı rahatlatacak şekilde oturun ya da uzanın. Normal ve doğal olarak nefes alın. Bir insan bir ya da daha fazla ışığa maruz kalabilir ya da belirli özellikleri olan birini seçebilir.

·   Kırmızı- canlılık ve enerji getirir

·   Turuncu- mutluluk getirir

·   Sarı- nesnellik ve entelektüel güç getirir

·   Yeşil- temizlik ve denge

·   Turkuaz- iyileştirici ve rahatlatıcı özellikleri vardır

·   Mavi- rahatlık ve huzur verir

·   Mor- Kendine değer, özgüven ve rahatlık verir

·   Magenta- iyileştirici özelliklere ve rahatsız edici düşüncelerden uzaklaştırma gücüne sahiptir.

Renk ve ışık terapisiyle kendimizi tedavi etmeye her karar verişimizde, zihnimi dinlendirir, enerjimizi yeniden dengeler ve mükemmel deneyimlerle kendimizi iyileştiririz.

 

SAĞLIKLI VE MUTLU BIONOME GÜNLER

Leyla İnanır

IPL Nedir?

IPL Nedir?

Son yıllarda gelişmiş teknolojinin kozmetik dermatolojiye kazandırdığı en büyük yeniliklerden birisi de IPL Lazer sistemidir. Çok yoğun bir doğal ışık flaşı yayar. Bu flaş kızılötesi (IR) ve morötesi (UV) ışınları uzaklaştırmak için filtre edilir. Böylece gereksiz ve sakıncalı dalga boyları elimine edilmiş olur. Bu şekilde geriye kalan spektrum melanini hedef alır.

Tüyleri nasıl yok eder?
Yoğun seçici ışınlar cilde nüfuz eder ve tüylerdeki melanin tarafından emilir. Bu emme sayesinde tüy ısınır ve bu ısı tüyün besleyici yapısına (Folikül) naklolur. Bunun sonucu olarak bir milisaniye (dakikanın binde biri) için 700C ‘ye kadar çıkan sıcaklık sayesinde folikül ölür. Yüzlerce kıl folikülünün her biri yok edilir ve tüyler 1-2 hafta içeresinde dökülürler.

Her cilt ve tüy tipine uygulanabilir mi?
Tüy ne kadar koyu renk olursa (melanince daha zengin) sonuç o kadar başarılı olur. Açık renk ve ince tüyleri elimine etmek daha zordur.

Epilasyon yapılacak bölgeyi traş etmek neden gereklidir?
Tıraş, deri yüzeyindeki enerji harcamasını engellemek için gereklidir. Eğer tüyler uygulamadan önce tıraş edilmezse verim kaybı ve yüzeysel yanık riski gerçekleşecektir.

Neden jel kullanmak gereklidir?
Kullanılan jel, optik indeksi 1,3 ve 1,5 arası olan bir optik jeldir. Bu jel; Yansıma dolayısıyla oluşan kayıpları minimize ederek, aplikatör tarafından cilde yayılan ışığın mükemmel geçirimini sağlar. Optik indeksteki değişikliklerin (havadan geçimi esnasında) neden olduğu istenmeyen cilt ısınmalarını azaltır.

Acı verici bir uygulama mıdır?
Acı duyumu kişiden kişiye değişmekle beraber ciltteki melanin yoğunluğu, tüy uzunluğu ve tüy yoğunluğu gibi faktörlere bağlıdır. Bu yüzden cilt ne kadar koyu renkli ise, acı o kadar fazladır. Genellikle acı hissi, bir paket lastiğinin cilde vurulup çekilmesi hissi kadardır. Unutulmamalıdır ki acı hissi veya karıncalanma hissi seanstan 1-2 saat sonrasına kadar sürebilir.


İşlem neden aplikatöre bastırılarak yapılır?
Aplikatöre bastırılarak yapılan uygulama deri yüzeyinden, tüy folikülüne olan mesafeyi azaltır. Bastırılmadığı taktirde ışığın geçmesini engelleyebilecek olan kan dolaşımını sıkıştırır. Bu şekilde hem sonuca daha iyi yaklaşırken hem de kullanılan enerji düşer.

Yan etkileri var mıdır?
Şüphesiz ki, uygulama yapılan bölgelerde kızarıklıklar, bölgesel ödem veya kabarıklıklar olabilir. Bu etkiler seans bitiminden birkaç saat sonra kaybolur. Ama çoğu uygulamalarda yan etkilere rastlanmamaktadır. Nadir olarak, eğer gerekli önlemler alınmamışsa, geçici olarak pigmentasyon değişikliklerine yol açabilir. (hipo-pigmentasyon veya hiper-pigmentasyon)

Uygulamanın etkili olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?
Çoğu uygulamalarda gözle görülebilen etkiler yoktur. Seansın hemen ardından tüyleri bir cımbız yardımıyla almak mümkündür. Eğer cildi çekiştirmeye gerek duyulmadan tüyler alınabiliyorsa bu etkili olduğunun kanıtıdır. Aynı şekilde eğer, kılların çıkış yerlerinde kabartı veya kızarıklık meydana gelirse bu da seansın başarılı olduğunu göstermektedir.

IPL seansından sonra normal aktivitelere devam edilebilir mi?
Seansın hemen ardından normal yaşama dönülebilir. Sakınılması gereken tek unsur güneştir. Mümkünse güneşe çıkmamak, çıkılması gereken durumlarda etkili bir güneş koruyucu kullanmak gerekir. Eğer cilt hassassa nemlendirici veya yatıştırıcı krem uygulanabilir.

Neden tüyler dökülmeden önce belirli bir zaman geçer?
Seansın ardından, tüy kendini besleyen kısımdan kopmuştur fakat hala kını içindedir. Epidermisin yenilenmesi süresince kınından zamanla ayrılır. Bu yüzden 1 ila 3 hafta boyunca tüy büyüyormuş gibi görünebilir. (Seanstan 10-15 gün sonra yapılacak hafif bir peeling tüy dökümünü hızlandırır. )

Neden birden fazla seansa ihtiyaç duyulur?
IPL tarafından yayılan ışıklar sadece büyüme evresindeki tüylerde etkilidir. İstatistiklere göre uygulama yapılan bölgedeki tüylerin yaklaşık %20 ‘si herhangi bir zamanda büyüme evresindedir. Birden fazla seansa gerek duyulmasının sebebi budur. Ayrıca, dinlenmede olan kıl folikülleri yaş ve hormonal değişiklikler sebebiyle aktif hale geçebilir. Bu yüzden kişiye bağlı olarak koruma seanslarına gerek duyulabilir.

Kaç seans gereklidir?
Kaç seansa gerek duyulacağı tüyün rengine, yerine, tüylerin büyüme döngüsü uzunluğuna, kişinin genetik faktörlerine ve uygulama yapılan bölgeye göre değişir. Bu yüzden kesin bir sayı vermek zordur. Ancak ortalama olarak 6- 8 seansın iyi sonuçlar verdiği kabul edilmektedir.

Diğer tüy giderme metotları içinde IPL ‘in yeri nedir?
Bütün geleneksel metotlar (cımbız, ağda, tüy dökücü krem vs.) geçici çözümler sağlar. IPL ise uzun süreli sonuçlar sağlar.

Lazer uygulamasından farkı nedir?
Lazerde tek bir dalga boyu kullanılır ve teorik olarak tek bir tüy ve cilt tipine uyar. IPL’ in geniş spektrumu sayesinde değişik tipte cilt ve tüylere uygulama yapılabilir. Bu sebeple IPL kullanım açısından lazere göre daha esnektir IPL tekniği (Intenses Pulsed Light), lazer teknolojisinin sürekli olarak gelişmesi ile ortaya çıkmıştır. Yüksek enerjili empülsiyona sahip bir flaş ışığı elde etmek için burada da lazerle bağlantılı bir ışık demeti kullanılır. Alışılmış lazer ışınının aksine IPL teknolojisi kişiye özel deri özelliklerine algılayabilir ve bu nedenle çok daha az yan etkiye sahiptir. Özel etki mekanizması sayesinde (deri üzerinden de tüy köküne doğru) lazerli epilasyonun aksine (sadece tüyün üzerinden tüy köküne) her türlü tüy ve deri tiplerine tedavi uygulanabilir.

SAGLIKLI VE MUTLU BIONOME GUNLER
Leyla INANIR Skinoloji Akademileri

HÜCRENİN YAPISI

HÜCRENİN YAPISI

CANLILIK HÜCREYLE BAŞLAR:

1- Canlıların Ortak Özellikleri:
Çevremizdeki varlıklar canlı ve cansız varlıklar olarak iki grupta toplanırlar.
Cansız varlıklar katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerden oluşur.
Canlı varlıklar insanlar, hayvanlar ve bitkilerden oluşur. Canlı varlıkların tamamında görülen özelliklere canlıların ortak özellikleri denir. Bütün canlılarda görülmeyen özellikler ise ortak değildir. (Fotosentez yapma, yer değiştirme, iskelete sahip olma…).


Canlıların Ortak Özellikleri Şunlardır;
1- Hücrelerden oluşma.
2- Beslenme.
3- Büyüme ve gelişme.
4- Hareket etme.
5- Solunum yapma.
6- Boşaltım yapma.
7- Çoğalma yani üreme.
8- İrkilme yani tepki verme.

2- Hücrenin Yapısı ve Görevleri:
Bir canlıyı oluşturan en küçük yapı birimine hücre denir. (Bir canlının canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimine hücre denir).
Doğada yaşayan canlıların tamamı hücrelerden oluşmuştur. Canlılardan bazıları tek bir hücreden, bazıları da çok sayıda hücreden oluşmuştur. Her canlıyı oluşturan hücrelerin sayısı ve büyüklüğü aynı değildir. Canlıyı oluşturan hücrelerin görevlerine göre şekli ve büyüklüğü farklı olabilir. (Bilinen en küçük hücre, bakteridir. En büyük hücre deve kuşu yumurtasının sarısı, en uzun hücre de yaklaşık 1 m uzunluğunda olan sinir hücreleri örnek olarak verilebilir).
Hücre gözle görülemez, mikroskopla incelenir. Mikroskopla canlıları ilk inceleyen bilim adamı Lövenhuk’ tur. (16.yy da terzilik yaparken büyüteçte kumaşları incelerken mikroskobu bulmuştur). Lövenhuk incelediği göl suyunda tek hücreli canlıları görmüştür.
Hücre ilk defa 1665 yılında İngiliz bilim adamı Robert Hook tarafından bulunmuştur. Robert Hook şişe mantarını incelerken gördüğü boş odacıklara (bal peteği şeklinde) hücre adını vermiştir.

Hücrenin İç Yapısı
a) Hücre Sayısına Göre Canlı Çeşitleri:
Doğada yaşayan canlıların tamamı hücrelerden oluşmuştur. Canlılardan bazıları tek bir hücreden, bazıları da çok sayıda hücreden oluşmuştur. Bu nedenle canlılar hücre sayısına göre tek hücreli canlılar ve çok hücreli canlılar olarak iki grupta toplanırlar.

1- Tek Hücreli Canlılar:
Tek bir hücreden oluşan canlılara tek hücreli canlılar denir. Bakteriler, amip, mantarlar, öglena, terliksi hayvan (paramesyum) ve mavi – yeşil algler tek hücreli canlılardır.

2- Çok Hücreli Canlılar:
Çok sayıda hücreden oluşan canlılara çok hücreli canlılar denir. İnsanlar, hayvanlar, bitkiler çok hücreli canlılardır. Çok hücreli canlılarda dokular bulunur).

b) Hücre Çeşitleri:
Hücreler gelişmişlik düzeyine göre prokaryot (ilkel) hücreler ve ökaryot (gelişmiş) hücreler olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Prokaryot (İlkel) Hücreler:
En basit yapılı hücrelerdir. Prokaryot hücrelerde çekirdek zarla çevrilmemiştir ve kalıtsal madde (DNA) sitoplazma içinde dağınık haldedir. Prokaryot hücrelerde hücre zarı, sitoplazma ve zarsız organel olan ribozom bulunur. Ribozom dışında organelleri bulunmaz. Bakterilerin ve mavi – yeşil alglerin (su yosunlarının) hücreleri prokaryot hücredir.

2- Ökaryot (Gelişmiş) Hücreler:
Çekirdeği ve organelleri zarla çevrilmiş olan hücrelere ökaryot (gelişmiş) hücreler denir. Ökaryot hücreler hücre zarı, sitoplazma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan oluşurlar.
Bazı tek hücreli canlıların, mantarların, bitkilerin, insanların ve hayvanların (çok hücreli canlılar) hücreleri ökaryot hücredir.

c) Hücrenin Görevleri:
Canlıların yaşamlarını sürdürebilmek için yaptığı beslenme, solunum, dolaşım, boşaltım, sindirim, üreme, büyüme, gelişme, gibi faaliyetlere yaşamsal faaliyetler denir. Canlılarda gerçekleşen yaşamsal faaliyetlerin tamamı hücre tarafından yapılır. Yani hücrenin görevi, yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirmektir.

d) Hücrenin Yapısı:
Hücre dıştan içe doğru hücre zarı, sitoplazma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan oluşur.

LEYLA INANIR SKINILOJI AKADEMILERI

GÖZLE GÖRÜLEMEYEN TEHLİKE; ASLINDA ÇOK YAKINIZDA!

GÖZLE GÖRÜLEMEYEN TEHLİKE; ASLINDA ÇOK YAKINIZDA!

SERBEST RADİKALLER

Vücudumuzda kanser ve kalp gibi hastalıklar için bir savaş veriyoruz. Kontrol edilmesi gereken düşmanlardan biri de serbest radikaller. Serbest radikaller somatik hücrelere ve bağışıklık sistemine saldıran moleküllerdir. Antioksidanlar da bu serbest radikallerin etkilerini nötralize eden, kanser, kalp hastalıkları ve erken yaşlanmaya neden olabilecek zincir reaksiyonlarını engelleyen moleküllerdir. Serbest radikal oluşumuna sigara, hebisit ve pestisitler, çözücüler, petrokimya ürünleri, ilaçlar, güneş ışınları, X-ışınları, hatta yiyeceklerde bulunana bazı bileşikler neden olur. Hatta ve hatta egzersizler de oksijen kullanımındaki artışla beraber serbest radikal oluşumuna neden olur.

SERBEST RADİKALE BAĞLI HASTALIKLAR

Serbest radikaller vücudun hastalıklara karşı direncini vücudu saran organizmaları yok ederek arttırır. Buna karşın fazla üretildiğinde vücuttaki bazı yerlerde hasara neden olarak hastalıklara yol açar. Serbest radikal reaksiyonlarının neden olduğu hastalıklarda giderek bir artış olmaktadır. Bu serbest radikal hastalıkları üç grupta toplanabilir:
1. genetiğe bağlı (Fanconi’s anemia, bloom syndrome)
2. çevresel bileşenler (iş hastalıkları, zehirlenmeler, virüs ve bakteriyel enfeksiyonlar)
3. hem genetik hem de çevresel (bronşial astım, diabetes mellitus, kanser, kardiyovasküler hastalıklar ve diğerleri)
Serbest radikal hastalıklarına birkaç örnek aşağıda verilmiştir:
Yangı: Yangı sırasında serbest radikallerden çıkan oksijen, lökositler salınır. Bu işlem çoğunlukla koruyucu olmasına rağmen kontörsüz olursa zarar verir.
Mikropların Öldürülmesi:
 Vücutta sayısı artan mikroplar, lökositlerin fagolizozomları tarafından öldürülüp sindirilirler. Bu sırada reaktif süper oksitler ve hidroksil radikalleri oksidatif reaksiyonlar sonucu oluşur. Bu işlemler milisaniye’ lik kısa sürelerde olmasına rağmen kontrolsüz gerçekleştiklerinde toksik ve zarar vericidirler.
Oksijen ve Diğer Gazların Toksisiteleri:
Yüksek oksijen ve diğer gazlar maruz kalındığında canlılar için zararlı hatta bazı durumlarda öldürücüdür. Oksijenin hasara neden olan etkileri oksijen oluşturan serbest radikallerin ya da diğer serbest radikal ara ürünlerinin hücre membranı gibi hücresel komponentlerini okside etmesindendir.
Yaşlanma: Denham Harman tarafından ortaya atılan serbest radikal teorisine göre normal yaşlanma, aerobik metabolizma sırasında oluşan serbest radikallerin dokularda birikmesi sonucu oluşan hasarlar nedeniyle olmaktadır. O halde dengeli bir beslenme, serbest radikal reaksiyonlarını minimumda tutmalıdır.
Radyasyon: Canlı hücrelerin temel bileşeni olan su, iyonize radyasyona maruz bırakıldığında (x-ışını ya da gamma ışını gibi) hidroksil radikali oluşacaktır. Bu hidroksil radikalleri DNA ve hücre membranının hasarından sorumludurlar.
Arterosklerozis: Düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL) peroksidasyonunun arterosklerozis hastalığına karıştığı bilinmektedir. Bu kan damarlarındaki daralma, arteriyel kan basıncının düşmesine ve hastalığın diğer belirtilerinin oluşmasına neden olur.
DNA’ya Etkisi: hidojen peroksit oksidantlar arasında en belalısı kabul edilen bir maddedir ve hücrede pek çok bölgeyi hedef alarak bu bölgelere saldırarak hidroksil radikali oluşturur. DNA hidroksil radikallerinin oluşturduğu hasarlara karşı oldukça hassastır: hem DNA zincirinin kırılmasına hem de bazların hidroksilasyonuna neden olabilir. DNA zincirinin kopması bir DNA bağlayıcı protein olan poli (ADP) polimerazı aktif hale geçirir. Bu protein NAD’ yi substrat alarak nükleer proteinlere bağlı ADP-riboz polimerleri oluşturur. Bu koşullarda NAD turnoverı azalır, bu da ATP sentezini mitokondriyal sentezi inaktive ederek etkiler.

Türkiye’de; DAS INSTITUT,

Sizin sağlıklı bir şekilde cildinizi korumaya yardımcı olacak ve Dr. Baumann Bionome ile tanışmanızı sağlayacak. İçeriğinde cildinizin yapısına birebir uyum sağlayacak maddeler bulunduğundan alerjiyi azaltmaya; ciddi deri rahatsızlıklarına ve kanser tarzı kötü huylu tümörlere ve yaratılıştaki o mükemmeliyeti bozmadan size cildinizle birebir ÖZDEŞ olan ürünleri sunmaktadır.

Dr. Baumann kozmetikleri, sağlıklı bir şekilde cildinizi korumayı ilke edinmiştir.

Güzellik ürünlerimiz,

Kimyasal koruyucu madde içermez,

Kimyasal güneş koruyucu içermez,

Kimyasal boya içermez,

Mineral yağ içermez,

Hayvansal katkı maddesi içermez

Kâğıttan üretilen bir kaplama içermez,

Kokusuzdur, Parfüm içermez,

Oksijen içermez.

Sadece ciltle birebir uyumluluk ve Özdeşlik.

DR. Baumann ürünlerinin tamamında vücudunuza ve cildinize yabancı hiçbir madde kullanılmamıştır.

Serbest radikallere karşı Dr. Baumann’ da tamamlayıcı besin olarak;

DIETARY SUPPEMENT

Vitamin, mineral madde, iz elementleri, bioflavan içerikli, hayvansal katkı maddesi içermez.

Ürünün tanımına gelirsek;

* Kapsül şeklinde etkili tamamlayıcı besin. Kapsül sevmeyenler, kapsülü açarak yemeklere, örneğin yoğurt içine katılabilirler.


·   Vitaminler, mineral maddeler, iz elementler ve biflovan içerir. Bunlar Dr. Baumann ve Dr. Henrich’in yaptığı araştırmalara göre tamamlayıcı besinde ek olarak organizmaya verilmelidir. Hayvansal maddeler içermez.


·   İçsel cilt bakımı açısından önemlidir.


·   Hücrelere zarar veren serbest radikallere karşı korur. Sağlığı korumaya yardımcı olur. Günümüzdeki bilimsel açıklamalara göre kanser ve kalp-damar hastalıklarına karşı koruyucudur.

Bileşimi ve ekisi

Vitamin C, E, Beta -Carotin (Provtamin A)


·   Anti oksidant vitaminler C, E VE Beta-Carotin belirgin hücre koruyucu fonksiyonlara sahiptir. Organizmada serbest radikal dediğimiz tehlike oksijen içerikli molekül parçalarına karşı etki ederler. Serbest radikaller, canlı hücrelere saldırarak o hücrenin deyim uygunsa yerle bir olmasına veya sertleşmesine yani kanserleşmesine sebep olurlar.


·   Serbest radikaller; sadece vücudun mekanizmasından oluşmayıp aynı zamanda güneş ışınları ve ozon, radyoaktif ışınlar, egzoz, smog, sigara, ilaç, enfeksiyon, psikolojik baskı gibi dış etkenlerden de oluşur.


·   Dünyanın modernleşmesi, bir sürü serbest radikallerin artmasına yol açıyor ki tüm bunlar bizim organizmamıza baskı yapıyor. Bunlar en güzel, ek olarak alacağımız anti oksidantlar sayesinde bertaraf edilebilir. Bunun yanısıra unutmamalıyız ki, gıdalarımızın vitaminleri, nakil, depolama ve işlenme sebeplerinden gün geçtikçe azalıyor. Buda ancak ek olarak alacağımız vitaminler sayesinde olacaktır ki, ancak taze elde edilen mahsullerdeki vitamin değerini tutabilsin.

 

 SAĞLIKLI VE MUTLU BIONOME GÜNLER

Leyla İnanır Das Institut

Göz Bakımı

Göz Bakımı

Göz bölgesi hassas ve narindir. Bu bölge çok erkenden (25+) sebum (yağ) ve yeterli nemden yoksun olur. Bu, şiddetli güneş ışınlarına maruz kalmanın sonucunda olur. Göz bakım ürünlerinin bileşenlerine zarar gelir ve böylece yaşlanma olur. Güneşe maruz kalmanın sonucunda ciltteki nem oranı önemli bir biçimde azalır ve ciltteki elastin ile kolajen zarar görür. Bu da kurumaya, çizgi ve kırışıklıklara yol açar. İçinde herhangi türde bir kimyasal koruyucu veya kimyasal güneş losyonu içeren göz kremlerinden kaçınmak ve dikkat etmek isteyeceksiniz çünkü bunlar yalnızca raf ömrünü uzatmak için bulunsa da bazı koruyucuların kansere ve hormonsal bozukluklara sebep olduğu görülmüştür.

 

Cilt dostu koruyucular içeren ürünleri kullanmak varken neden bu ürünleri kullanacaksınız ki? Kendiniz ve aileniz için güvenli cilt bakımını sağlamak için bu bileşenlere oldukça dikkat ettiğinizden emin olun. Dikkat etmek isteyeceğiniz bir başka şey de şirketlerin vermeye çalıştıkları gerçekleşemeyecek sözlerdir. Gelin şunu açıklığa kavuşturalım: kolajen, cilde doğrudan girebilmek için fazla büyüktür. Bu sözlere güveneceğinize, kolajen korumasını sağlayacak bileşenler bulmak isteyeceksiniz. Örneğin, göz bölgenize yalnızca ciltle uyumlu veya ciltle aynı olan, göz bölgesini zararlı dış etkenlerden korumaya yardımcı olacak, hidrolipidik katmanınızı dengeleyecek ve cildinizi önemli nem kaybından koruyacak bileşenleri, lipozomları ve seramidleri uygulayarak bunu yapabilirsiniz. Bütün bu unsurlar size korunmuş, daha genç ve pürüzsüz görünen bir göz bölgesi sağlar.


SAGLIKLI VE MUTLU 
BIONOME GUNLER

Leyla INANIR Das Institut